Bügünlerde tabiatın bütün unsurlarına yönelik bir cazibe taşıyorum sanırım. Ağaçlardan uçuşan polenler burnuma kulağıma kaçıyor rüzgarsız havada, kuşlar omuzuma konmaya çalışıyor, lokantadaki akvaryum balıkları ile de göz gözeyiz.
Buraya kadar her şey iyi güzel, “nisan mayıs ayları” havasında geçiyordu. Ta ki, geçen gece tren garının orada, benim “köfteciler sokağı” dediğim yerden geçerken, yaklaşık 10 tane, hem de boyum kadar, kocaman, hem de “hoşt!, hoş git! git la!! gidin lan!” dediğim halde koşarak ve havlayarak üzerime gelen köpeğin saldırısına uğrayana kadar. Yumurtadan sucuklu omlet yapmamıza fırsat veren Rabbime şükürler olsun ki, oracıkta Köfteci Koca Ustanın tükanı vardı. Halı sahaların bana kazandırdığı süper güçlerden birisi olan topsuz alanda çapraz koşu özelliğim sayesinde kendimi köftecinin aile salonuna kadar attım. Köpekler ise köftecinin kapısına kadar gelebildiler ancak. İçeride kekeleyerek kurabildiğim cümleler; “Köpekler, kocaman, ben bu kadarından bile korkuyorum, gidin dedim gitmediler, Su var di mi ?” oldu.
Sonra ikram edilen suyu içip; elinde köfte maşaları olduğu halde gidişimi “aslan parçası köfteci abilerin” gözetiminde olay yerini terkettim. Ne gece diye düşünürken bu köpek neviinin beni hakkaten sevmediğine kanaat getirdim. Kafamın üzerinde gece kelebekleri uçuşur halde eve vardım.
Muhtemelen alakalı diğer yazılar:

Buldurur
yorumlaré
RSSinternetist
celil, hitman, yavuzselimk [...]
hasan kose, aleysan, bünyaz [...]
Keyifvakti
birblog, bünyaz, hakan yamanoglu [...]
birblog, nahnu, MaFiAMaX [...]