Türkçesini bulalım diye bir geyik var, hiç sönmeyecek bir ocak. Forumların, blogların ve çeşitli sitelerin hiç ölmeyecek bir parçası.
Kahvedeki arkadaşlarla “Daha çok ekmeğini yerler bunun hacım” diye düşündüğümüz konu hakkında, çok güzel bir yoruma rastladık:
Bu saçma davranışlar ne antropolojiden, ne linguistikten, ne sosyolojiden ve ne de tarihin kazandırdıklarından nasibini alamamaklıktır. Dünyada diğer dillerin varlığını kendi bünyesinde en az barındıran diller, en iptidai diller ve en geri toplumlar olmuştur. Onun için de felsefesi ve dimağı daralmamış bir birey, “iptidai“nin de, “ilkel” kelimesinin de, “primitif” kelimesinin de nüanslarını bilir ve dilinin içinde bu incelikle daha doğru anlatım için bu kelimelerin hepsini de kullanır. “Hakikat” ve “gerçek“in birbirine rakip değil tamamlayan farklı kelimeler olduğunun idrakindedir. Ama amacı fikir üretmek değil sadece şekil üretmek olanlarda yaklaşık bir yüzyıldır bu boş işleri tekrar eder durur. [...] anthro@bildirgec
Başlıkta atıfta bulunulan yazı için: Türkçe Dini Mensuplarına.


“Türkçesini Bulalım” demek anca bir geyik olabilir değil mi?
Sonucun sadece anlamayla ilişkili olabileceğini şart koşmak gerekiyor, eğer bir kişi sizin yazdıklarınızı veya söylediklerinizi anlamıyorsa, kendinizi boşa entellik uğruna oradan buradan aldığınız kelimelerle donatmayın.
“Avrupa teknolojide çok büyük”, “Adamlar yapıyor” gibi yakınmalar yap, ondan sonra Türkçe konuşmak isteyenlere laf vur, ama kendisi gidip acaba Teknoloji (daimi üretim)nasıl üretiliyor diye en ufak araştırma yapma.
Üretmek demek, herşeyiyle beraber üretmektir, bunun içine dil de girer, çünkü yeni bulduğun bir şeye isim vermek, yaptığı işlevleri anlatman gerekiyor. Kendi dilinde isim vermek nasıl olur? kendi kök kelimeni bilirsen gayet basit olur, bu basitlike bir örnek de vermemek olmaz.
Katıldığım bir toplantıda TDK’da çalışan bir hanımefendinin, Türkçe’nin farkını anlattığı kısa bir alıntımla yazıma son vereceğim.
Türkçe’de bir Kök kelime, “Göz”, bundan, “Gözlük” ve “Gözlükçü” kelimeleri türüyor, bir de İngilizce’ye bakalım (İngilizce’yi seçmem sadece bir örnek, herhangi bir kasıt yok)
İngilizce karşılığı “Eye” olan gözün, gözlük ve gözlükcü karşılığı ise, “Glasses”, “Optician”.
Eğer, bizim gibi Türkçesini Bulalım geyiği yapan kişiler olmazsa, umarım Eye’de gelir, sizin sayenizde bizi eyeler, biz buradayız.
cafer, “türkçesini bulalım geyiği” maksatını aşan bir ifade olabilir, hak veriyorum. “türkçesini kullanalım geyiği” daha doğru bi ifade olacakmış. sanırım bunu böyle yazmamda “blog değil günlük” ve şu anda hatırlayamadığım benzeri şeylerin etkisi var.
“salih optik” yerine tabiki “gözlükçü salih”i tercih ederim. ama kökünü bulamazsan ne yapacaksın. diskriminantını mı alacaksın? o zaman uyduruyorsun işte. uydurunca da genellikle tutmuyor. ancak akademik ve resmi metinlerde zorlama bir türkçe oluyor, kullanmak istediğim dil.
eskiyi muhafaza edip, yeni kelimelerle zenginleştirmek varken iki taraftan da budanan bir dil istemiyorum. bu yazı da bu düşünce çerçevesinde eklendi. alıntıladığım yorumun eklendiği yazı ve site ile alakalı değil, yanlış anlaşılmaları önlemek için söyleyeyim.
kişisel menkîbem dahilinde konu hakkındaki tavrım an itibari ile, “türkçeyi seviyorum ama uyduruk ve kısır değil, daha zengin bir türkçeyi” şeklidedir.
Uzman olunmadığı halde, o konuda bildiri yayınlamayı pek seven bir toplumuz.
Alexander Pope’nin de dediği gibi “Yarı bilgili olmak çok tehlikelidir”.
Kök kelimeyi bulmak/üretmek, bizlerin (ilkokul dahil, eğitim hayatı boyunca Türk dili derslerine girmesi yeterli olmayan) değil de, başta TDK olmak üzere dil bilimcilerin işidir. Dil gerçekten bir insanı alt-üst ilişkisi benzetmesine dayalı olduğu gibi vezir-rezil karşıtlığını ortaya koyar ki geçmişte bunun örneği çok var.
Sorumluluk ve zan altında kalmanın ne denli büyük bir toplumsal olgu olduğunun farkına varamayanlar “Çok Oturgaçlı Götürgeç” gibi saçma sapan şeyleri söylemekten çekinmiyorlar.
Bir de benim hayret ettiğim, bunu TDK’nın önerdiğini zannedenler var, yazık…
Sonuç itibariyle, Düzgün Türkçe kullanmama (msn Türkçesi) ve her önüne gelenin bir kelime türetme yarışına girme düşüncenize katılıyorum.
Dil bilimine dayalı Türkçe kelime üretimini destekler yazılarınızı bekliyorum.
Not: Bilime dayal Türkçe kullanımına ait bir site yapıyoruz, isterseniz de duyurabilirsiniz.
Türkçesi varken…
Odtü Türkçe Topluluğu:
http://www.turkce.metu.edu.tr/TV.html
Hele şükür birileri olaya uyanmış. Her kelimenin Türkçesini bulmaya çalışırken kendimizi teknoloji ve yeniliklerden mahrum kıldığımızın farkında değiliz.
İsveç’de bir kursa katılmıştım unix üzerine. Bir tatil arası Türkiye’ye geldiğimde orijinal kaynak kitaplarının türkçe çevirilerini görünce sevinerek 6-7 tane kitap aldım. Fakat İsveç’e döndüğümde kitabı okumaya çalıştığımda dilinden hiçbirşey anlamadım. Hepsi bir yerde yığılı duruyor şimdi, yemin ediyorum 2 sayfa okuyamadım. Diğer ülkeleri çok bilmiyorum ama İsveç IT teknolojisi konusunda dünyanın önde gelen ülkelerinden. Burada yalnızca üniversite öğrencileri değil, sokakta sosis satan adam bile kendi server’ine wordpress kurup bir blog açabilir. Hiçbir zaman İngilizce kelimeleri İsveççeye çevirmek gibi histerik bir anlayış yok.
ingilizcedeki türkçe kelimeler:
http://www.krysstal.com/borrow_turkish.html
Burada böylesine hassas bir konuyu tartışmaya açtığınız için sizlere klasik bir teşekkür etmek istiyorum.
Her şeyde aşırıya gitmek tehlikeli olduğu gibi dil hususunda da aşırıya gitmek tehlikelidir. Ne çok muhafazakâr olmak ne de çok tasfiyeci olmak. Her şeyi kararında yapmak dil açısından oldukça yararlı olacaktır.
Cafer’in de dediği gibi bugün dil bilimci olmayan birçok kişi dil konusunda ileri geri fikir beyan etmektedirler. Oysa kelime/sözcük türetme işi dil bilimcinin işidir. Türetilen sözcüğü kullanmak, topluma kazandırmak ise başta üretilen terime ait mesleğin uzamanlarıdır.
Bundan yüzyıllar önce dilimize girmiş birçok kelimeyi dilden atmaya çalışmak dili kısırlaştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Çünkü bir kelime bir dilden bir dile kolay bir şekilde girmez -en azından eskiden bu böyleydi-. Bu kelime ilk önce halk tarafından kullanılır, halk bu kelimeyi kullana kullana Türkçenin melodisine katar, Türkçenin söyleyişine uydurur, ünlü uyumlarını bir doğallık içinde kelimeye katar. Daha sonra halkın aydınları ya da o zamanın tabiriyle münevverleri, şairleri o kelimeyi şiirlerinde kullanır ona farklı anlamlar yükler. Bu kelime yüzyıllar boyu halkın diline, halkın kültürüne ve halkın tarihine sinmiştir artık. Bu kelime artık Türkçeleşmiştir. O kelimeyi siz dilden atarsanız yerine başka hiçbir kelimeyi koyamazsınız. Koyduğunuz zaman bu milletin tarihini, kültürünü, bilinçaltını silmiş olursunuz ve dil şiir dili değil sadece konuşma dili halini alır.
Yabancı sözcüklere Türkçe karşılık koyma işine gelince, aslında çok da zor bir durum değildir bu. Siz “Mortgage”ye “tutsat” dersiniz, basın-yayın bunu “tutsat” olarak kullanır, Başbakan buna “Mortgage” değil de “Tutsat” der ve çok değil bir iki hafta tüm televizyonlarda “tutsat” diye izlerseniz o kelime artık “tutsat” olur. Ancak siz bugün “internet” sözcüğünün yerine ister “ağeli”, ister “bilgisunar” ister “genel ağ” deyin maalesef tutmaz. Çünkü teknolojinin gelişmesi ile birlikte yabancı sözcükler dilimizde hızla yaygınlaşmıştır. Eskiden yabancı bir dilden dilimize giren sözcüğün yerleşmesi yıllar alırken şimdi birkaç haftada yerleşmektedir. İşte dil bilimciler ve aydınlar da bu hızla çalıştıkları, ürettikleri zaman o sözcük halkın diline yerleşmeden Türkçeleştirilir.