ne zaman?
nerede?




Tori Amos Konseri, 10 Temmuz İstanbul

“…we’re a Bliss / Of another kind”

Contact” filminde Dr. Ellie Arroway, bir zaman makinesine konup geleceğe gönderildiğinde, kayıt cihazı saatlerce kayıt yaptığı halde, bu seyahat, dışarıdan izleyenler için sadece 3-5 saniye sürmüştü. Arroway, tüm dünyayı kandırmakla suçlanırken, o herkese yaşadığı olağanüstü, muhteşem deneyimi anlatmak için çırpınıyor, bu deneyimin hayatını nasıl sonsuza dek değiştirdiğini açıklamaya çalışıyordu. Oysa biliyordu ki insanlar onun yerinde olmadıkça gerçekten neler hissettiğini anlamaları imkansızdı. çabası umutsuzcaydı.

Tıpkı bu filmde yaşananlar gibi, Tori’nin Türkiye’deki ilk konserinde hissettiklerimi ikinci şahıslara aktarmam çok güç. 21.15’te başlayıp 23.30’da biten konser sanki sadece saniyeler sürdü. Anonslar, uyarılar yapılıp sahne ışıkları karardığında Tori beyaz kostümüyle belirdi. Selamlama, Bösendorfer’ine oturuşu, ilk şarkı, alkış kıyamet, çığlıklar, gözlerimden akan yaşlar… İlk anları zor hatırlıyorum. Original Sinsuality, yaşadığım yoğun duygusal şiddetten nasibini aldı ve ben daha tadına varamadan bitti. Birçok Tori hayranına “Tori’yi ilk hangi şarkısıyla tanıdınız?” diye sorsanız çoğunun vereceği cevap Crucify olur. Hammond & piano karışımı çaldığı Crucify, içinde özlü sözler barındıran en güzel şiiridir kanımca. Her “Bu pis caddelerde bir kurtarıcı arıyorum/ Bu pis örtülerin altında bir kurtarıcı arıyorum” dediğinde sanki dilim olmuş gibi hissettim.

Hiç iletişim kurmadığınız biri sizi tanıyormuş gibi nasıl yazabilir… Sanırım yanımdaki uzun saçlı, hırpan�, giyimli, pasaklı genç insanların benim gibi bu konserden delicesine zevk almamalarının nedeni de bunda gizli. Hızlı, gürültülü, ciyak ciyak bağırıp çağıran, bir grubun sahnede olmayışı onları çok şaşırttı. Ama Tori, davulcusu, basçısı olmadan gelmişti işte ve ön bilgi edinmeden, Tori’nin stilini, yeteneklerini, özelliklerini, karizmasını, dehasını, şarkılarını bilmeden bu konsere gelmek, zekâsı belli bir seviyenin üstüne çıkamamış, sıradanlığa alışmış bir grup insana zor gelmiş olmalı. Yine bu zorluktan dolayı da sıkılmış olmalılar. Oysa Tori, başlı başına bir orkestra. Silent All These Years’da albümünde kanon olarak geçen bölümü, pedallarla gerçekleştirmesi ağzımı açık bıraktı. üstelik bu konseri ile Tori, sahneyi tek başına nasıl doldurduğunu, arkada davullar olmasa da hareketleri, piano tuşları ve can alıcı sözleri ile aynı duyguyu yaşatabildiğini bir kez daha yaklaşık 4500 kişiye ıspatladı.

Konsere gelirken Tanrı’dan iki dileğim vardı. Birincisi Me and A Gun’i söylemesin. İkincisi ise Cooling’i çalsın. Olan oldu ve Me and A Gun’ı söylemeye başladı. Kanım dondu, “…I sang holy holy as he buttoned down his pants” dediğinde yanaklarımdan ateşler çıkıyor, o ateşleri buz gibi dökülen yaşlar söndürüyordu. Ben mendiller elimde, iç çeke çeke ağladım. Hem de ne ağlamak… “Olmasın” diye dua ettiğim şey ne yazık ki oldu.

Birinci Bis’in sonunda ise içimden hala dualar etmekteyken Cooling çalmaya başlayınca bir şey oldu. İlah� bir şey. Anlatması çok güç. Sanki o an kutsal kitaplardaki olaylar gibi bir şey yaşadım. Sesimi duyan ve dahası cevap veren birisi var, birisi var…

Seaside’ı hiç dinlememiş olanlar var bu dünyada. Kim acıyı, bu kadar yumuşak ama bir o kadar da sarsıcı üslupla ustaca bir araya getirebilir… “Jangle jangle/ Jingle jangle/ Jangle and circle and end”… çocukların masumluğunu, saflığı, temizliği görüyorum dizelerinde ve kötülüğün neden olduğu acıyı… Tori’nin sesiyle hissettiklerim bedenimi resmen sarstı. Tıpkı bir hayranın aşka gelip “I love you Toriiiiiiii” diye bağırdığında, “I love you back” dediğinde sesindeki tonun şirinliğine inanamadığım gibi, bu şarkıda da sakinliğinin yarattığı dehşete inanamadım.

Tori, bu seferki konser programına Piano Bar diye bir bölüm eklemiş. Konserden günler öncesinde, sitesine girerek seçimimi Elton John şarkısı “Daniel” olarak yapmıştım. Kimsenin bu parçayı istemeyeceğini bile bile bunu seçmemin nedeni, her zaman mucizelere inanmam. Ya “Love Song” ya “Famous Blue Raincoat” çalar diye düşünmüştüm. Bir Lennon ve elbette tahmin ettiğim Cohen şarkısını çaldı. Tadı damağımda kalan çok lezzetli bir tatlı yemişim duygusuna kapıldım.

“Sen bu kadını Türk aksiliklerinden koru” diye endişelenmem boşuna çıkmadı. Kadını son şarkısı olan “The Beekeeper”da hammond çalarken elektrik çarptı. Sanki ölüm sessizliği oldu. Kısa bir şoktan sonra Tori hemen konsantre oldu ve piano ile devam etti ve şarkıyı tamamladı. Ama o hiç hata yapmadı, hiç detone olmadı, hakimiyetini hiç yitirmedi.

Şarkı arasında bizimle konuştuğunda “Music Lady olmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim” dedi. İkinci Bis’te söylediği Ribbons Undone‘da “Büyümek istemiyorum anne, en azından bu gece” dizelerinde, aynen ben de böyle hissediyordm. Yumuşacık, büyülü sesiyle, bu dünyanın iğrenç yüzünden sıyrılıp tekrar saf, temiz, çocuksu sevinçlerime dönebilmemi sağlayan kadına asıl ben teşekkür ederim. Milyonlarca kez…

“Açıkhava”dan insanların anladıkları nedir, ben çözemedim. Bir ara dört bir taraftan gelen yoğun dumandan dolayı Tori’yi göremedim! Bazen bazı konularda birazcık bu düşüncesizlik ve terbiyesizlik bende de olsa diye istemiyor değilim. Duyarlılığım hep bana huzursuzluk vermiş ama bencilliğimi alıp götürmüştür.

Münih’te John Evans ve Matt Chamberlain’li verdiği konserin etkisi ile tek kişi gerçekleştirdiği hammond&piano konserinin etkisi arasındaki farkı çok iyi gördüm. O yüzden Tori’yi ilk kez caz festivalinde dinlemiş olanlar, Matt ve John’lu konserini de mutlaka izlemeliler. çünkü eğer İstanbul’da Sugar’ı çalsaydı, davullar olmadan nasıl bir etkisi olurdu…asla bilemeyeceğim. Nitekim Sugar setlist’de yoktu tahmin ettiğim gibi. Yıllarca her tarafa yazdığım mektuplar, e-postalar, “bu kadın gelirse sadece caz festivali kapsamında gelir” demem, saf hammond&piano çalması ile ödüllendirildi sanki. Bol yıldızlı bir gökyüzünün altında, tatlı tatlı esen yaz rüzgarında, üstelik canım İstanbul’umda bir peri kızının piano çalışını izledik. Kendi deyimiyle de “bir çeşit peri masalı”na şahit olduk.

Ne kadar gözlemlerimi anlatmaya çalışsam da, deneyimim kişisel veri niteliği taşısa da yazdıklarım bir hiçten ibaret gözümde! Dünyanın en güzel kelimelerini de bulsam, en güzel cümleleri de kursam, yine de ne hissettiğimi size aktarabilmemin yolu yok. çünkü;

“Biz ustaca uydurulmuş hikayeleri izlemedik
… biz kendimiz görgü tanıklarıydık…”
PETDUS 1:16

Bir konserine gidip yaptıklarına şahit olmaktan başka çareniz yok.

Setlist

Istanbul, Turkey - Istanbul Jazz Festival

Original Sinsuality | Crucify (Hammond/piano) | Sweet the Sting | Little Earthquakes | Yes, Anastasia | Seaside | Barons of Suburbia (Hammond/piano)

Tori’s Piano Bar: Imagine (John Lennon) | Famous Blue Raincoat (Leonard Cohen)

Blood Roses (Hammond) | Liquid Diamonds | Amber Waves (Hammond/piano) | Me and a Gun | The Beekeeper (on piano)

E n c o r e 1 : A Sorta Fairytale | Cooling

E n c o r e 2 : Ribbons Undone | Silent All These Years

[Bu yazı Chimera tarafından Nahnu.Org için yazılmıştır, kendisine sonsuz teşekkürler]

Muhtemelen alakalı yazılar



yorum ekleyin veya yorumları okuyun:


  1. 1 pagan 18 Tem 2005 @ 17:07

    elektriği veren hammond’u hafızam yamultmuyorsa, istanbul’da otelde mi ne görmüş ve illa bu nesneyle çıkacağım ruhani yolculuğuma demiş, peri masalları da heyecanlıdır çünkü.

  2. 2 junkie 18 Tem 2005 @ 18:32

    tori amos deyince zaten aklıma bi chrimera gelio tori amos fanatiği olarak , birde enrike iglesyas gelio nedense . ispanyolumsu bi isim ondandır.

  3. 3 cekirge 19 Tem 2005 @ 08:53

    tori amosun kadın olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. :)

  4. 4 freelancer 19 Tem 2005 @ 11:04

    nahnu’ nun bomba transferleri sürüyor, zamanında chimera’ya “sana bi blog sitesi açalım” dediğimde “işim olmaz öyle şeylerle” demişti… bi bildiği varmış demek ki, patlattı bombayı sonunda :D

  5. 5 puttanesca 19 Tem 2005 @ 14:00

    tori amos;piyano calmaya iki bucuk yasindayken baslayan biri.1988′de kendi kurdugu rock grubu “Y Kant Tori Read” ile birlikte kendi adini tasiyan bir albüm yapti. Grupta, eski Guns n’Roses davulcusu Matt Sorum’un da bulunmasi kaliteyi ortaya koyuyor.”Strange Little Girls”de beatles ve eminem’den cover parcalar yer aliyor.dinledigimde ‘ilginc’ demekten kendimi alamadim.

  6. 6 chimera 19 Tem 2005 @ 14:39

    Grupta su anda Matt Sorum yok. Aslinda grup da yok ortada. Matt Sorum Velvet Revolver’da. Tori’nin calistigi muzisyen Matt Chamberlain.

  7. 7 puttanesca 19 Tem 2005 @ 14:53

    1988′de kendi kurdugu rock grubu “Y Kant Tori Read”de Matt Sorum vardi.
    Garbage’de su an Butch Vig’in yerini dolduruyor Matt Chamberlain.Tori Amos’la da calistigini biliyorum.

  8. 8 atropos 19 Tem 2005 @ 15:35

    bir röportajına denk geldim. çok mütevazi bir hanımmış. sanki son dönemlerde blues tarza bir kayışı var.

  9. 9 pagan 19 Tem 2005 @ 16:44

    konu matt sorum’a kaydı ancak mister sorum’u the cult’ı ortada bıraktığı için satıh boyu kınıyoruz. evet.

    tori amos ise yaşadığı kötü olaydan bahsedilmemesini istiyor artık, ancak hem başına gelen olay hem de “büyümek istemiyorum anne, en azından bu gece…” demesine neden olan çocuğunu düşürmesi, onun sesini daha kırılgan yapıyor, sanki.

  10. 10 ferah 2 Ağs 2005 @ 14:35

    ruhu bana ulaşıyor…

  11. 11 sibiryalı 5 Ekm 2005 @ 14:51

    Tori Amos’uçok seviyorum.O şarkı söylerken üşümeyü başlıyorum.İçim cız ediyor.Tori Amos’a aşığım

  12. 12 A.C. 13 Ekm 2005 @ 20:04

    Konserin ustunden 3 ay gecti, bosluktan hala kurtulamadim..gozlerimin icine baktigi o 1-2 dakika yasadigim her saniye aklimda olacak. Tanri O’nu korusun!

    ~All Hail to Queen T~

Yorumunuzu yazın



Sağdan Soldan Bak