Her hangi bir RSS okuyucu kullanmadığım için genelde bildiğim/sevdiğim bloglardan birisini direkt olarak ziyaret edip onun verdiği linklerden/ blogroll’undan/ takip listesinden başka bloglara geçmeyi yeğliyordum. Tam manası ile daldan dala yani. Çok keyifli oluyor, tavsiye ederim.
RSS okuyucu kullanmamın sebebi ise blogların RSS’lerini tek tek eklemeye üşeniyor olmam. Geçen gün, Blog Yazarları‘nın sitesinde oraya kayıtlı bütün blogların bir OPML listesinde toplanmış olduğunu gördüm (OPML listesini indirmek için tıklayın) ve hemen tek hareketle Google Reader‘a ekledim.
Firefox’un da bir eklentisi varmış Google Reader için onu da kurdum (Google Reader Watcher), durum çubuğunun orada ara ara söylesin bana yeni bloglar eklendiğinde diye. Ohh, mis! Gayet güzel oldu.
Eklediğim blogların hiç birisini silmeden bir kaç gün takılayım inceleyeyim dedim.
Birkaç gün geçti. Şimdi tamamen kişisel gözlemlerim olan bir kaç şeyi sizinle paylaşmak niyetindeyim. Bir yaraya merhem olacağından değil, sırf içimde kalmasın diye:
- Hemen hemen 3′er saatte bir +50 blog yazısı yayınlanıyor.
- Günlük 5′in üzerinde yazı eklenen 4-5 blog var. Ama okunaklı şeyler değil yazılanlar. Anı desem değil, eleştiri desem değil, analiz desem değil alıntı desem değil; çöp desem resmen yeridir.
- Blog sahipleri “Copy & Paste” dediğimiz eylemi çok seviyorlar. Sektör almış başını gitmiş. Bi ara üşenmedim, takip ettim, iki üç blog birbirinden kopyalamış da kopyalamış, en sonunda milliyet gazetesine vardım
- Kişisel dünyasını yazan blog sahiplerinin kullandığı dil, gerçekten içler acısı. Yani burada dahianlamındakide ayrı yazılır hikayesinde değilim. “Üslup”tan bahsediyorum. Acınılacak bir durum var. Meramını anlatamayan, cümle kuramayan insanlardan bahsediyorum.
- Hiç bir zaman “şu kadar bu kadar okurun varsa onlara karşı sorumluluğun da vardır” geyiklerine katılmadım, kabul etmedim. Sonuçta kişisel bir blog sürdürüyorsan, kişisel bir blog sürdürüyorsundur. Ama bu hiç bir blog sahibine, ziyaretçilerini görmezden gelme, onların zekasını hafife alma hakkı tanımaz sanırım. Bu konu da epey ihmal ediliyor.
- Bloglar alternatif okurlar için alternatif mecralar olmalı diye düşünüyorum. Epey bir süre daha böyle düşünmek niyetindeyim. Ama bu alternatiflik gayet yanlış anlaşılıyor gördüğüm kadarı ile. Farklılaşayım derken, transformers olanlar var. Tam anlatamadım, farkındayım.
- Atıfta bulunmak ayıp bir şey değildir. Sizi küçültmez.
- Ve son olarak, “Google AdSense” ve “SEO muhabeti“nin blogların köküne kibrit suyu döktüğünü görüyorum.
Levent Kırca hesabı, bizim daha çoooook ekmek yememiz lazım filan gibi bir netice yazmayacağım. Sonuçta olacak bir şey, oluyor. Durum tespiti yaptım sadece, kendimce. Zaman zaman yaptığımız şeyleri yazınca böyle bir kenara, uzak durmak daha kolay olur belki.
RSS listeme gelince, bazı eklemeler ile +200′ü bulan RSS okuyucu listemdeki Türkçe blogların bir çoğuna/ epey bir çoğuna olan aboneliğimi sonlandıracağım. Daldan dala gezmelerimi de sürdüreceğim.
Bu arada Blog beslemelerini “summary” veya “short” olarak tanımlamazsanız çok seviniyorlarmış RSS okurları, öyle dediler ![]()




Merhabalar,
Bu samimi izlenimler için gerçekten teşekkürler. Konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm, sevgili Murat Buyurgan’ın “Blog ve Blogculuğun Tanımı” isimli bir yazısı (http://www.muratbuyurgan.com/2007/07/18/blog-ve-blogculugun-tanimi/) tüm blogcular tarafından okunmalı ve herkes özeleştirisini yapmalı diye düşünüyorum.
Yoksa sizinde tespitlerinizden anlaşılacağı üzere blog dünyamız çöplük haline gelmeye başlıyor maalesef.
Paylaşımınıza sağlık,
Sevgi ve Saygılarımla.
Zamanı geldiğinde Türkiyede de yurt dışındaki gibi bir kalite gelecektir blogosfere. Henüz biz o aşamaya gelemedik. Tamam ben tüm enerjimi ve zamanımı sarfederek çok özenerek bir makale çıkarayım ortaya, peki ben harika yazılar yazayım ama bu bir işe yaramıyor. Bunu tvlerdeki rayting uğruna yapılan programlara benzetebiliriz, yani o basit ve kolaycılığı seven kitleye yazıyoruz genelde. İlginç hemen tüketilebilen fazla uzun olmayan blog girdileri. Zamanı geldiğinde bizde o mertebeye geleceğiz inşallah ama şimdilik böyle.
Seo muhabbeti dediğin şey için firmalar ne kadar para döküyor sen biliyormusun, nasıl bir rekabet ve potansiyel var biliyormusunuz?
Her blog birbirinden farklı yazarına göre değişiyor, herbirinin okur kitlesi farklı, zaten güzellikte burada alternatif macerada bu herhalde.
Ben iki şey biliyorum bu konuda, onlar da şu; birincisi internette değerli kaliteli içerik her zaman ödüllendirilir çöplerde çöpe gider, ikincisi google ile iyi geçinmeyen bir içerik sitesi başarıya iyi geçinenlerden daha uzaktır.
Yapıcı eleştirileriniz için teşekkürler eder başarılarınızın devamını dilerim,umarım herkese faydalı olur.
Ama benim size sormak istediğim bir soru vardı.
Bir “Üslup” nasıl olmalı?İnsanların üsluplarına acınacak bir halleri var demişsiniz.Anlıyorum ki herkes sizin gibi olmalı yoksa acınırlar ne de olsa hepimiz aynı zamanda aynı yaşta başladık blog yazmaya.Cümle kuramayan demişsiniz,ne yapmış bunlar cümle sonuna nokta mı koymamışlar yoksa kelimeleri arka arkaya yazıp bizim anlıyacağımızı mı sanmışlar?
Bu arada yeni kaynattım çayçermisin?
bilgilendirici bir yazının ardından yapıcı ve güzel yorumlar okumak gerçekten güzel oluyor. ellerinize sağlık…
@Bir Deli, yaptıklarım yapıcı eleştiri filan değil. durum tespiti. ayrıca insanların üsluplarına değil, üslupsuz insanların yazdıklarına acınacak halde dedim.
ben yaştan veya blog yazmakta eski/yeni olmaktan “bahsetmiyorum. külliyen yanlış anlamışsın. kaldı ki ben bir renkliblog.com takipçisiyim mesela. 10küsür yaşında yazarı ve gayet okunaklı/anlaşılır bir üslubu var.
ben çok şey istemiyorum, tek istediğim okuma zevkini katletmeyen, meramını anlatabilen, en azından noktadan sonra boşluk bırakılacağından haberi olan blog yazarları/blog okurları.
belki de çok şey istiyorum.
bu arada şu “başarılarınızın devamı” filan muhabbetini anlamıyorum. başarı nedir ? örneğin sen bana demişsin “başarılarınızın devamı” diye, neyi başarmışım ben mesela blog yazarak.
sadece yazıyorum, eğleniyorum. bişey başarılmışsa budur yani. bunu abartmanın, bunu kendine bi hedef koymanın manasızlığını hala anlayamayanlar var.
zaten bu kirlilik denilen şey buradan çıkıyor.
her neyse, öte yandan;
@wolkanca, basit ve kolaycılığı seven kitleye yazdığını farkediyorum.
Abi kusra bakma şimdi anladım demek istediğini.Sabah bir az deliydim de ondan kızmıştım biraz.(Yazıyı okuyunca kendimi çöp gibi hissettim de üslubumun çok kötü olmasından dolayı)
Renkli Blog’un takipçisi olduğunu biliyorum,Google readerında görmüştüm.Ondan şaşmıştım zaten ilk okuduğumda.Kusra bakma kötü günler benim için bloglarda atıp tutuyorum işte.
Bu arada yapıcı eleştiriden kastım ben yazını okuduktan sonra bloguma daha bir özen gösterdim benim açımdan yapıcı oldu yani.
“Teşekkür Eder(Normalde Takdir Eder de derim)Başarılarının Devamını Dilerim” sözü de bir atıfta bulunma falan değil benim teşekkür yerine kullandığım cümle.Ben kendi blogummuş gibi yorum yazınca öyle oldu:)
Ne yapcan işte delidir ne yapsa yeridir.