Politically Correct

Biraz siyaset konuşmaya ne dersiniz ?” diyecek, Erdoğan’ın Baykal‘a ayar vereyim derken devirdiği Kubbetüssahra’da öğle namazı çamından girecek, Kaçak Kuran Kursları ile ilgili veto edilen yasadan çıkacak, arada da Cumhurbaşkanlığı mevkiinin siyasallaştırılarak nasıl ayar mekanizması olabileceğine dair bir kaç örnek ile zenginleştirecektim anlatımımı. Güya.

Vaz geçiyorum. Neyime gerek, sonra “millet barışır, ben kötü olurum kaygısı” ile vazgeçiyorum. Ve bunların yerine Türkiye’deki siyasi partilerin isimlerini ve ingilizce karşılıklarını veriyorum. Buyrun (a-z rules):

Democratic Left Party or DSP [Mehmet Zeki SEZER];
Democratic People’s Party or DEHAP [Tuncer BAKIRHAN];
Justice and Development Party or AKP [Recep Tayyip ERDOGAN];
Liberal Democratic Party or LDP [Emin SIRIN];
Motherland Party or ANAP [Nesrin NAS];
Nationalist Action Party or MHP [Devlet BAHCELI];
Republican People’s Party or CHP (includes the New Turkey Party) [Deniz BAYKAL];
Felicity Party (sometimes translated as Contentment Party) or SP [Necmettin ERBEKAN];
Social Democratic People’s Party or SHP [Murat KARAYALCIN];
True Path Party (sometimes translated as Correct Way Party) or DYP [Mehmet AGAR]

AntiMousePad‘in hatırlattığı CIA‘nınThe World Fact Book‘tan alıntılandı.

Muhtemelen alakalı yazılar



yorum ekleyin veya yorumları okuyun:


  1. 1 cekirge 6 Jun 2005 @ 00:39

    izlenimlere yorum yazamıyorum bari buradan belirteyim;

    “İslam dininin ilmihal ilkelerini, 32 Farzı ezberleyip namazda okuyacağı iki sureyi öğrenen çocuğun “devletin altını oyma”, “rejimi değiştirme” gibi “ulvi” davalara yöneleceğini düşünmek akıl işi midir?”

    demiş.. elbette akıl işi değil. fakat sorunu da sadece bu olarak görmek akıl işi değil.. çocuğumu baleye de gönderirim kareteye de, elbette bunu kimse sorgulayamaz. gözden kaçırılmaması gereken nokta şudur; çocuğumu bale, karate ya da kuran kursuna gönderdiğimde öğretilecek olan nedir?
    bir müddet Nur Cemaati olarak bilinen kesimin öğrenci evlerinde bulundum. bu evlerde, yine bu evlerde kalan üniversiteli öğrenciler tarafından ilköğretimde okuyan öğrencilere temel derslerde yardımcı olunmakta. bir nevii ücretsiz kurs diyebiliriz. kendi dersanelerden ya da ilköğretim okullarındaki bu cemaatin sempatizanı öğretmenlerince tespit edilen öğrenciler bunlar. görünüş olarak gayet güzel bir uygulama. seçkin üniversitelerin seçkin öğrencilerince, maddi durumu kötü ya da bir şekilde desteğe ihtiyacı olan öğrencilere ders verilmekte.
    şimdi madalyonun öbür yüzüne bakalım. hiç bir veli bu evlerin var olma sebebini ya da içeriğini bilmiyor. sıradan öğrenci evi olarak gösteriliyor. 5 vakit namazın, risale-i nur külliyatının, Fethullah Gülen tarafından yazılmış kitapların ve sızıntı dergisi ile zaman gazetesine abone olunarak okunmasının zorunlu olduğu bu evlerde ders veriliyor çocuklara. ilk dersler öncesinde göz önünde ne kadar gazete, dergi ve kitap varsa kaldırılıyor. çocuklar ya da veliler görmesin diye. kesinlikle de onların yanında cemaat ile ilgili şeylerden bahsedilmiyor, namaz saati geçse bile kazaya bırakılıyor. tabii bu sadece ilk dersler için geçerli. sonraki derslerde yavaş yavaş kazara(!) dergiler, kitaplar unutulmaya başlanıyor ortalıkta. sonra zaman gazetesinden ödevler verilmeye başlanıyor öğrencilere. evlerde pano hazırlanıyor, sızıntı ve zaman gazetesinden kesilen küpürlerle. işin burası bile güzel görünebilir göze. sonuçta çocuklar islam dinini öğreniyor. yalnız ayrıntıya dikkat. islam dinini sadece Fethullah Gülen kitaplarından tanıyorlar.. biraz daha pişince de Said Nursi’ nin kitaplarına geçecekler. diğer kaynaklar kesinlikle yasak. hatta buna kur-an’ ın tevsirleri de dahil…
    evet takip edilmeyen, evde verilen bir kursun sonucu bu. buna benzer onlarca cemaat var Türkiye’ de. bir çoğu İslam’ dan uzaklaşmış sapkın fikirlerce yönetilmekte. hatta işi tamamen ticarete dökmüş olanları bile var bunların.

    bir yığın atasözü ya da vecize sıralayasım geliyor ama boş veriyorum ve soruyorum; işini düzgün yapana kim ne diyebilir ki? kimse din öğretilmesin demiyor, yapılacaksa düzgün yapılsın diyor.. benim gibi adamı, 7 kişinin başına imam yapmaya kalkanlara dur demek isteniyor..

  2. 2 halil 6 Jun 2005 @ 09:12

    işin garip yanı her devasında tartışacak adam olarak çekirge karşıma çıkıyor. En son zoque’da da böyle bir durum olmuştu…:) neyse…

    sondan başlayalım. işini düzgün yapanlar kimler? Bizim biilmediğimiz yada gözden kaçmış birileri varsa onları dinleyelim. Zekeriya Beyaz mı? Yaşar Nuri Hoca mı?… Ayrıca Allah rızası için yapılan ne iş olursa olsun, aksaklıklar olsun, o iş bir şekilde yürüyor. 7 kişinin başına seni imam verdilerse, bu kişilerin sana gösterdiği hüsn-ü zandan kaynaklanmaktadır. Dışarıdan hiç yapamaz denilen insanlar, görevini takır takır yapıyor…
    Ve şimdi ben sana soruyorum! İşini düzgün yapıpta, yemediği küfür, iftiraya uğramayan kaç kişi var? Bu ülkede iyi bir iş yaparsan her zaman eleştirilirsin….

    Ayrıca bu evlerde yalnızca saymış olduğun kitaplar dışında her çeşit kitap var. Biraz önyargıyla yaklaştığını düşünüyorum. Tabiki o eve Posta gazetesini sokacak kadar da değil… O evlerin mahiyeti biliniyor. Veliler konusuna da gelecek olursak, yine tek taraflı düşünüyorsun. Binlerce aile bu evlere istediği zaman girebilir, çıkabilir… Ne olup bittiğini az çok biliyorlar. Hatta bazıları bu evlere sokmak için, ordan burdan rica ediyor. Bunun tam tersi olanlarda var. çoğu arkadaşım ailesinden habersiz, buralara geliyordu. Kendi rızalarıyla geliyorlardı ve hiç bir zorlama yoktu… Bu kadar insan memnunken, hiçbir şekilde bir zarar görmemişken, binlerce kez didiklenmesine rağmen, bir tane elle tutulur birşey (kötü manada) bulunamaması, senin için ne manaya geliyor?

  3. 3 cekirge 6 Jun 2005 @ 09:31

    istihbaratları iyi demek ki.. :)
    okutulmayanlara bir örnek daha vereyim, Kur’an-ı Kerim!

    ön yargılı değilim, isteyerek ve bilerek (ama dıştan gördüğüm kadarıyla) dahil olduğum bir cemaatti. Kur’an okuduğum için ve müzik dinlediğim için dışlandım… bunu yaşadıktan sonra varılan yargının ön olduğunu düşünüyorsan tartışacak birşey yok.

    diğer konularda hem fikiriz. fakat anlatmak istediğimi anlatamadığımı farkettim. sanırım yazarak ytartışılacak şeyler değil. umarım bir gün zoque ya da nahnu.org dışında, yüz yüze de görüşme imkanı bulur, tartışırız ..

  4. 4 izlenimler 6 Jun 2005 @ 09:41

    Sevgili dostum,

    Aslında yakın zamana kadar yorumlara imkan veriyordum ama maalesef (sizi tenzih ederim) algılama güçlüğü çeken insanlara laf yetiştirmek için çok az zamanım var, lüzumsuz bir sürü yorum yapılıyor, gereksiz tartışmalar alıp başını gidiyor. İster istemez yorumu kapattım ama e-posta adresimi açıkça belirttim, oradan gelen tepkilere cevap veriyorum. Genelde aklı başında yazıları (özellikle muhalif olanları) tamamen alıntılıyor ve sitede cevaplamaya çalışıyorum. Muhtemelen sizin eleştiriniz de sitede yer alacaktır. Nahnu sitesini boşa işgal etmek istemem.

    öte yandan, bahsettiğiniz konu, sizin de ifade ettiğiniz gibi sadece Fethullah hoca cemaati için değil, mesela daha büyük kitlelere hitap eden Süleyman Efendi cemaati ve bilumum dini gruplar için de geçerlidir. Ben özellikle Süleymen Efendi cemaati ve Fethullah hoca cemaatini tahmininizden daha yakın tanıyorum. Bu tür cemaat yapılanmalarında belirttiğiniz gibi Allah ve peygamber sözü bile Abi, Büyük, Hoca, Şeyh vs. sözü yanında pek bir kıymet taşımaz.

    Ancak, bir düşünelim bu kurumlar niçin yeraltındadır? Süleymancı yurtlarında din eğitimi verilir (temel kuran okuma, gramer Arapçası, ilmihal ve Nakşibendi tarikatına ilişkin usuller) ama resmi devlet kurumlarında “dikiş nakış kursu, üniversite yurdu, dersane” gibi yasalara, kitaba uygun yerler olarak görünürler. Zira dini bir kurum olarak teşkilatlanmaları yasaktır. Dolayısıyla yeraltına inmesi zaruridir. Toplumda bir çok müslüman bu gibi tarikatlere mensup olmayı kendi iç huzurları açısından gerekli görüyor. Yasaklamaya, tehdit olarak görmeye kalktığınız zaman da “boşvereyim tarikatı filan” demiyor gizlice ev toplantısıyla filan işe devam ediyor, hatta daha gizemli hale geliyor, alaka cezbediyor. Bırakalım dileyen dilediğini söylesin, haklı olarak endişe ettiğiniz ana-babalar da Fethullah Hoca ile ilgili efsaneleri sağdan soldan değil daha şeffaf kurumlarına bakarak öğrensinler. Sonra, bu tür cemaatlerde bir kısım öğrencilerin (özellikle Fethullah Hocaya bağlı dersane ve evlerde) konudan habersiz olması mümkün ise de, genelde ebeveynin de o tarikatle ilişkili olması muhtemeldir. Bırakalım insanlar tercihlerine göre hareket etme serbestliğini elde etsinler.

    Bence buradaki problem (ki yazımın temel mantığı da oydu) devletin burada denetleme yapmasının pratik bir sonucu olup olmamasıyla ilgili. Sizin endişeleriniz “devletin resmi bir din görüşünü benimsemesi” ve bunun dışındakileri sapık sayarak denetlemesi gibi bir durum da ortaya çıkarır. Neyin islama uygun, neyin sapkın olduğunu denetlemek hem bugünün reel dünyasında ne imkan dahilindedir ne de mantıklıdır. Hele hele nerde başlayıp nerde bittiği belli olmayan, derini ve yüzeyseli bulunan karışık, muğlak bir heyula konumundaki devletin bu işe karışması sizin ümit ettiğiniz faydalardan ziyade beklemediğiniz zararları da beraberinde getirir. Zaten yeraltında faaliyet gösteren bu kurumlar iyice derinlere çekilir, artık genç dimağlara verilmesi muhtemel zarar daha da artar.

    Bence bunlar, laik bir devlette olması gerektiği gibi yasal güvenceye alınmalı, serbest bırakılmalıdır. Laik devlette kamu kurumları dine karşı tarafsızdır. Din devlet işlerine karışmaz, devlet de dinin tüm pratik uygulamalarına aynı ölçüde saygı gösterir, uygulama imkanı sunar. Yani isteyen tarikat istediğini alenen yapabilir. Devletin denetlemeye, belirlemeye çalıştığı din eğitiminin 80 senede bizi getirdiği durumu hepimiz görüyoruz. “Devleti koruma”, “Ulusal çıkar”, “Milli Dava” gibi reflekslerin temel yanılgısı korunacak şeylerin ne olduğu, ulusal çıkar konusunda herkesin ittifak edip etmediği, Milli Davanın kimin milli davası olduğu meselelerindeki belirsizliklerdir. Fethullah hoca, Süleyman efendi cemaatlerinde anlatılanların devletin neyine zarar vereceği, islamın hangi esaslarına aykırı olduğu gibi konular açık değildir. Aslında biraz rahat olup işi oluruna bıraksak, insanların tercihlerine hürmet etmeyi alışkanlık haline getirsek, gerginliği üzerimizden atsak daha rahat olacağız ama herhalde bunun için zaman gerekiyor.

    Selam ve sevgiyle.

  5. 5 cekirge 7 Jun 2005 @ 00:26

    anlayışınız için teşekkür ederim.

Yorumunuzu yazın



Sağdan Soldan Bak