ne zaman?
nerede?




Okuyucunun kilosu pazarda kaça gedeyor; onu iyzah beyanındadır!

Bir süredir programım çok yoğun; projeler, tez, devam mecburiyetli süper sıkıcı dersler, tanjant’a “danjant” diyen yar.doç.lar, onlara “öğretmenim” diye hitap eden arslanlar/koçlar, gelenler gidenler, misafirler, araya sıkıştırdığım ikamet değişikliği filan feşmekan derken burayı epey ihmal ediyorum farkındayım. Bir süreliğine daha ajandam böyle, umrunda olan birileri vardır diye söylüyorum…

Bu arada yazın aleminin kralı geri gelmiş, Recai Güllapdan Beyefendi. İnanın çok sevindim, özlemişim, hoşgelmiş:

Her muharrir, evvelemirde bir okuyucudur! Lâkin bu “okuyucu” mefhumunu, bir kısım gençler içün şuracıkta ayaküstü bir tahlil buyurayım ki, taşlar yerli yerine oturabilsindir:
Efendiler, okuyucu demek, adı üstünde, önüne gelen muharrer metinleri okuyan kişi demektir ve bu hesaba göre her biriniz ve her birimiz birer okuyucu oluyoruzdur, fekat kadim kaarîlerim bilürler ki ben bu okuyucu lâfzını sevmem. Eskiden nişan, nikâh ve düğün gibi meclislere elâlemi çağırmak içün matbaalara seğirtüb davetiye tab’ettirilmek yerine, mahallede bu işlere bakan yaşlıca bir hanım vazifelendirilerek ânın dahi kapu kapu dolaşub,

-Huu, komşu; felan gün felan saatte felan efendinin kerimesi ile felanın mahdumu feşmekan beyin nikah merasimleri icrâ olunacaktır; mahsûsen davetlisiniz, haberiniz olsundur, der ve bu mesele böylelikle halledilmiş olurdu. İmdi okuyucu lâfzının esas gırameri budur. Bilmünasebe isteyen yine de kendisini okuyucu diye tesmiye edebilir; melmekette hürriyet var! Ben şahsan bizzat “kaarî” kelimesini tercih ederim ve şu esnada yapmakta bulunduğunuz fiil itibariyle, şol faideli ve mübârek mekaaleyi kıraat eyleyen sizin gibi aziz zevâtı da böyle tesmiye eylerim. Haa, elbette bir Recai mekaalesini tesâdüfen kıraat eylemekle şıppadanak “kaarî” mertebesine terfi olunabilmez; filhakika kimlere kaarî denileceğini ve ol mertebeye terfî eylemek içün ne gibi şerâiti hâmil bulunmak iktizâ ettiğini daha evvelce gaayet mufassal bir tarzda ayrı bir mekaale halinde tertîb eylemiş idik; tekrarı gevezelik olur; daha da merak buyuracaklar içün şu yakınlarda tab’olunmakta bulunan “Melmeketi kurtarırım fekat bir şartla” isimli kitâb-ı müstetâbımı âcizâne tavsiye eyleyerek esas mevzua geçmek isterim efendiler!

Evet, her muharrir evvelemirde bir okuyucudur fekat şahsan ben, bu alelûsul verilmiş hükmün muvacehesinde bulunmamaktayım, iykaz edeyorum!

Ah azizler, şimdi siz zanneylersiniz ki Recai bey tefâhur edeyor, fursatı eline geçirdi de böyükleniyor felân? Hâşâ! Bir kısım insanlar vardır ki meselâ sağ elleriyle pirinç ayıklar iken, diyger elleriyle dikiş dikmek gibi garib melekeler kesbetmişlerdir; imdi bizzat bu benim şahsımın okuyucu veya kaarî takımından olmamaklığım, aynen buna mümâsil bir fıtrî husûsiyettir; elâlem birşeyler kıraat eder, bilâhire kıraat ettiği şeyleri halhamur iderek başka bir şeyler tahrir eder. Vaziyete bakınız ki bu fakiyr muharririnizde kıraat etmeden tahrirde bulunmak gibi eşi-menendi bulunmaz bir hususiyet bahşolunmuştur!

Garib fekat hakiykat!..

“E pekey Recai beyimiz, bunca dürr ü güheri, bunca mücevher misâl lafızı, bu erişilmez akılları ve mâlumatı nereden edinmektesiniz, yoksam ki paratonerlerin göklerden şimşekleri celbeylediği gibi siz dahi gaibden ilhâm ve ilim mi süzmektesiniz?” yollu suallerle kendinizi helâk etmeyiniz aziz kaarî. Şahsan ben bile bu vaziyetten memnun değilimdir; elâlem kitap okur, kazata okur, mecmua okur, ben fakiyr de isterim ki nâsın yaptığı gibi bir şeyler kıraat edeyim, zira duyuyorum ki ânın dahi kendine göre bir mıkdar lezzeti var imiş fekat ne kaabil?

Ben bizzat kendim keyfimden veyahut haşarılığımdan tahsil yapmamış değilim ki meselâ efendiler? Beş-altı yaşlarında iken muhterem pederim elimden tutub mektebe götürmüş ki tahsil göreyim, ilim-irfan belleyeyim. O dakika istikbâlde bana muallimlik edecek zevâta öyle şeyler söylemişim, öyle ulvî meselelerden bahisler açmışım ki, adamcağızlar o’saat başlarındaki sarığı yere çaluben, sırtlarındaki ilmiye latasından sıyrulub mintanlarını yırtarak,

-Bize gayri bu mektebde hocalık etmek ardır; bu sabînin ilmi bizim ilmimizin iki kerre fevkindedir. Fesubhanallah. Biz böyle şey görmedik. Lutfen istifamızı kabul ediniz, diye sersefil vaziyette sokağa dökülecek iken rahmetli pederim nice “estağfirullah”lar ile adamcağızları caydırıp, beni de derhal eve götürüp valideme,

-Hanım, Recai’yi okudacak mekteb bulmakta âcizleniyorum. En iyisi bunu evden çıkarmayalım, zira nazar değer! deyuben yakamı bırakmışlar. Bu münasebetle ben şahsan -evet ayıptır, alenen söylenmesi de pek caiz değildir fekat- kıraat eylemeden tahrir eden bir muharrir olarak yektâ bulunmaktayımdır.

Eyi bir şey sanmayınız, sizlere kat’iyyen tavsiye etmem; zira sizler gibi sıradan ve sâde eşhâsa bu gibi hallerde böyüklük ve kibir illeti bulaşır, mahvolur gidersiniz. Bana ise bizzat birşey olmayor, hayrettir yahu!.

Artık alışkanlık kesbettim de ondan mıdır bilemem!

Haa, gelelim asıl mes’eleye; “okuyucu kimdir, kaça taksim olunur, tipleri, üslûpları nedir felân fülân”.

Bakınız efendiler, yerim dar, kısaca vaziyeti iyzah edip gideceğim; kıssadan hisse faslını siz istihrâc buyurunuz!

Okuyucu taifesi azdır-çokdur fekat kıymet-i harbiyesi yoktur; bu bâbda ciddiye alınması gereken yegâne taife, benim bizzat “kaarî” ismiyle hitâb ettiğim cemâatten ibârettir, vesselâm!

Kitap Zamanı #1

Muhtemelen alakalı yazılar



yorum ekleyin veya yorumları okuyun:


  1. 1 mecmua 20 Mar 2006 @ 09:13

    Bu yazıdan ilham alıp bunu yazmıştım. Alıntılamak için de aramış bulamamıştım elektronik ortamda.

  1. 1 Kitap Zamanı at ustanun işine karişilmaz!