ne zaman?
nerede?




Dublörün Dilemması

Murat Menteş’in romanı Dublörün Dilemması, kelimelerle hakkını nasıl teslim edeceğini bilemediğim bir eser. Sadece gördüğünüz yere alın diyebiliyorum. Son 6 ayda okuduğum en güzel roman. Ve önümüzdeki aylarda en çok hediye edeceğim kitap olacak sanırım. Ben de Alper Canıgüz gibi şöyle demek istiyorum: Ben sevdim eller alsın.

Edit; Bir de blog yapmışlar, karakterlerden replikler var.

Muhtemelen alakalı yazılar



yorum ekleyin veya yorumları okuyun:


  1. 1 ali usta 20 Ağs 2005 @ 22:26

    İşin doğrusu ben de severek okudum romanı. Ama o kadar da değil demeden edemiyorum hani.

    Fazla abartıldı gibi geliyor bana.

  2. 2 10.Köy 22 Ağs 2005 @ 13:18

    Nahnucum bende senin gibi yapıyorum. Hediye etmesemde kitabı ödünç olarak veriyorum :D Ben çok eğlendim. Farklı bi tadı var. Hatta zoque’da bu kitabı tavsiye ederken, keşke filmini yapsalar dedim:P Abarttım biliyorum ama çok hoşuma gitti…

  3. 3 nikita 22 Ağs 2005 @ 15:59

    zaten bi film projesi de varmış kitapla ilgili; murat menteş’le yapılmış pazar sohbeti için >> http://www.zaman.com.tr/?hn=203589&bl=turkuaz

  4. 4 10.Köy 24 Ağs 2005 @ 11:20

    Kaç aydır ilk defa geçen hafta Turkuaz okumadım. Onda da bunu kaçırmışım:( Link için sağol nikita.,

  5. 5 Recep ZUNGUR 24 Ağs 2005 @ 13:26

    Bu kitabı okumadan önce yazarın ‘aynalı barikatlar’ kitabı, rutin kitapçı gezilerimde, ’sen beni almak zorundasın’ edasıyla turuncu gözlerini bana dikmiş bakıyordu. ’sen de kimsin’ bakışı ve beni beklediği rafa uzanış… her turuncu gözlü hatuna gönlünü kaptıracak biri olmadığımdan cüretkar bir el hareketiyle ellemeye başladım, daha önceden terbiye edilmiş parmaklarımla. doğuştan amaa bir matemetikçinin, karşısında duran yazarın yüzölçümünü hesaplarkenki el hareketlerini andırıyordu aslında, raftaki kitapla aramdaki münasebetsizlik. kitap kapağındaki adamın kendi görüntüsüne bakışı bana tanıdık gelmişti. adamı bakışlarıyla başbaşa bırakıp fütursuzca sayfalarını elledim. hala amaa bir matematikçiydim onun için. ayaküstü flörtümüz yeterince uzun, oldukça kısa sürdü. elimi cebime attım.
    cebimdeki paraların heyecan dolu çığlıkları parmak derilerimi titretiyordu. kendilerini satmamı istiyorlardı benden. ‘cebimde durmak çok sıkıcı olmalı’ diye düşündüm. onların yerinde olmak istemezdim de doğrusu. kısa bir veda bakışından sonra isteklerini yerine getirmeye doğru yürüdüm.
    bu olay çok sık başıma gelmezdi. paralarımın benden kurtulmak için kaçış planı yaptıklarını duyuyordum yer yer. bazı teşebbüslerini sabote etmiştim ama bu seferki firarlarının ortağı olmuştum.

    kitabı bir çırptıda okuma zamanım olmadığından, bir iki çırpınışta okudum. okurken keşfedildiğimi hissettim ya da ben keşfetmiştim bir yazarı. belki çoktan keşfedilmiş bir yazardı ama benim keşfim benimdi, bana aitti.
    kısa süren bir araştırma sonucu, yazarın diğer kitaplarını edindim. ‘dublörün dilemması’ olması gerektiği rafta durmuyordu ama çokta uzun sürmedi onu buluşum. kitabın hakkında duyumlarım, çok şaşırtıcı, etkileyici ve garibti. bu söylentiler tam bana göreydi. yanılıp yanılmayacağımı merak ediyordum.
    sizde merak ediyorsanız, yanılmadım.
    okurkende, okuduktan sonrada sahneler bir bir gözüme görünüyordu. bu kitabın filmi çekilmeliydi. biri elini çabuk tutmalıydı. zaten okurken ben çekiyordum kendi filmimi ve oynuyordum. bir afili filintalar çetesi üyesiydim…

Yorumunuzu yazın



Sağdan Soldan Bak