Dün üniversitemin en güzel fakültesinden, iletişimden iki arkadaş misafirimdi: Hüseyin Karaca ve Bildirgeç‘ten aşina olduğumuz Abacus. Röportaj ayağına geldiler, hem tanışmış olduk hem de lafladık. Gayet çok konuştum, ne var ne yok anlattım blog aleminde, internet piyasasında. Bloglardan, blog topluluklarından, biraz “ben”den, biraz “sen”den, GoogleAD’den, Eskişehir’den ama en çok da Nahnu’dan konuştuk. Hoş sohbet insanlardı, çok memnun oldum, çok keyif aldım. Gerçi benim için keyifliydi de, bi de onlara da sormak lazım, sanırım kafalarını epey şişirdim, bi daha gelmezlerse şaşırmam ![]()
öğleden sonra matbaadan bir organizasyon için hazırladığımız davetiyeler geldi. Ama bizim hazırladığımız değil de, “ofset bey”in hazırladıklarını basmışlar. Afferim dedik, tebrik ettik. “Ama bunlar bizimkiler değil, hadi şimdi bi de bizimkileri basın” dedik. Matbaacılar, çılgın insanlar.
Ne matbaası, ne davetiyesi diyen sen şaşkın okur, gelişmeleri bilahire anlatıcam.
Sonracığıma, Hani, sınav haftası ya bizim, sen sevgili okur ve okurun omuzunun üzerinden monitöre bakan sen diğer okur, işte çalışmam gerekiyor biraz. Dün bir arkadaşla McDonalds’ta dondurmalı patates kızarması yerken okulu nasıl bitirebileceğime dair traskript hesapları yaptık, beynimiz duruyordu az kalsın. öyle bir algoritma kurduk değil siz, Google PageRank’çıları gelse onların ki bile dururdu. O derece.
Son dakika haberi olarak geçeyim bunu; bi Amina Vadud geçti memleketimizden. özgürlükçü ve yenilikçi diye “tag”lanmış Prof, meğer Artema Aminaymış, öyle kazındı valla belleklere. Artizmiş.
Şampiyonluk yarışı son haftaya taşınırken, seni iki köprümüzü de yapan japon mühendisleri selamladığım kadar saygı ile selamlıyorum sevgili okur, veya sevgili okur.


nerden şeyedebiliriz röportajı. şeyedebilir miyiz onu da bilmiyorum gerçi