PC Mag, Time ve The Morning News’ta çıkan birkaç makaleden sonra blog tutma fenomeni ile ilgili son zamanlarda başlayan bir tartışma var. Bloglarda yasaklanması gerekenleri sıraladığım kısa listemi yayınladıktan sonra farkettim ki yapılması gerekenleri sıralayan bir liste çok daha yararlı olurdu. Bazı insanlar blog konusunda henüz yeterli bilgiye sahip değiller. Bu işi bilenler ise çıtayı yükseltmek derdindeler. Sonuçta herkes daha iyi bir siteye sahip olmak istediğinden bazı önerilerim yardımcı olabilir.
Tavsiyemin en büyük kısmı, çoğunlukla blogların en önemli kısmını oluşturan yazılara odaklanmaktadır. Yazacaklarım çok belirgin olmakla beraber, hem okuyuculara hem de yazanlara zarar vermediği halde hala göz ardı edilen durumlardır. Bunlar, bloglarının verdiği genel izlenimi geliştirmeye çalışan insanları hedeflemektedir ama sadece arkadaşları ve aileleri için yazan kişiler de bunları yararlı bulabilir. Bir örnekle başlayalım.
Profosyoneller amatörlere karşı
Prosfesyonel şu şekilde yazar;
New York baharda harikadır.
Amatör ise;
Biliyorum, söyleyeceklerim bugünlerde özellikle 11 Eylül’den sonra, basmakalıp bir sözden başka şey olmayacak ama 11 Eylül’ün yarattığı krizle gerçekten çok iyi başa çıktığı için, başkan olması gereken Giuliani sayesinde daha temiz ve güvenli bulduğum New York’ta yaşıyorum. Geçmişte, belediye başkanının Afrika kökenli Amerikalılarla kutsal resim ve dışkıların ( kimse yok mu!? İfade özgürlüğü nerde?! ) kullanıldığı sanat koluna karşı düşmanlığı ile ilgili bazı sorunlarım olduğunu biliyorum ama tüm herşey bir yana bırakıldığında, New York, özellikle havaların ısınmaya başladığı ve daha çok insanın dışarıya çıktığı Mart ve Nisan aylarında, farklı kültürlerden farklı bir sürü insanın bulunduğu yerlerin arasında en iyisi olarak harika bir şehirdir.
Amatör, profesyoneli okur ve bu yetersiz cümleye katlanamaz. Profesyonel de amatörü okur, “bugünlerde” kelimesinde okumaktan vazgeçer ve amatörlerin video oyunlarıyla aptallaştırıldıklarına, umutsuz olduklarına karar verir ve bu akımın son bulacağını düşünür.
Bu doğru değildir. Amatörler her zaman yazdıkları gibi yazarlar. Yazmaya yeni başlamış kişilerde sürekli görülen özellikler, kendisinden duyduğu rahatsızlık, şüphe, beceriksizlik ve hatalarını örtmeye çalışma gibi durumlardır. Bugünün amatörlerinin her zamankinden son derece yüzeysel görünmelerinin nedeni, çok basitçe bu duruma maruz bırakılmaları olabilir.
Eskiden kolayca geçemeyeceğiniz tetkikçiler vardı. Şimdiyse CNN’deki tartışma programlarında, belgesellerde, bağımsız çekilen filmlerde, MTV’de ve Internet’te, ki bir çok ülkede bunları kontrol eden bir merci yoktur, her yetersiz, süslü ifade ve akla gelebilecek doğru düzgün ne kadar pişmemiş fikir varsa yayınlanıyor. Sabır, sevgili okuyucular! Herşeyi kaybetmedik.
Belki harika yazmayı öğretemeyiz ama korkunç kötü bir yazı yazılmasını engellemek elimizdedir.
Kurallar
Aslında Internet’te olsak bile kurallar vardır. Kurallar, kısıtlama anlamına gelmez. Bilgi edinene kadar, dilbigisi, heceleme, imla, uyum, odaklanma, kelime sıralanışı ve cümle yapısı kulağa pek de hoş gelmeyebilir. Yazarlar akla yatan şeyler yazmak isterler. Okuyucuyu duygulandırmak isterler. Ancak bu, birbirinden kopuk paragraflarla, yanlış imlayla, kötü bir ritmle ve de hiç bahsetmeye gerek olmayan yarratıcı bir hecelemeyle kesinlikle olamaz, anlıyor musunuz? Anlaşılır olmak çok önemlidir. Kuralları öğrenin. N’olur sonra karşı gelin.
En iyi kurallar “şöyle şöyledir” diyemeyiz ama mükemmel yazılmış yazıları okuyarak en iyi kuralları öğrenebiliriz. Kulağınızı hep açık olsun. Eğer neyin işe yaradığını bilirseniz, bunu kendinize geçirmeye başlarsınız. Diğer taraftan korkunç bir dille yazılmış ve sizi utandırabilecek yazıları da çalışmanız gerçekten de çok iyi olur. İster istemez kendi yazılarınızda da aynı hataları yapmaktan son derece korkacak hem de çekineceksiniz. Hemingway “iyi bir yazara verilecek en önemli hediye, yazım hatası denilen belanın uğrattığı şok sebebiyle üretilmiş dedektörlerdir.” (Eğer sizde hala bir tane yoksa, ucuz olduklarını söyleyebilirim.) Bu özellikle editörleri olmayan bir çok Internet yazarı için çok önemlidir.
Açıklayıcı cümleler iyidir. Internet okuyucuları kısa ve öz cümleler isterler. Küstah ifadeler tehlikelidir ama sizi öldürmezler. çekingen kalmak sizi öldürür ya da en azından neye nasıl tepki verdiğiniz. Herkesin az çok karışık fikirleri olabilir. Yazarın ise amacı açık, anlaşılır olmaktır. Belirsiz duyguların ya da fikirlerin belirsizce yazılması gerekmez. Anlatılamayacak bir duyguyu benzer bir şekilde ifade eden iki site hayal edelim. Hangisi aklınızda kalırdı?
A: “Kızın tatlı dokunuşları, adamın dünyasını daha farklı ve anlatılamayacak derecede canlı hissetmesine neden olmuştu.”
B: “Kız onu diliyle öyle bir öpmüştü ki ağaçlardaki yapraklar, ayakkabılarının tabanı ve hatta düşünceleri bile mutlu bir dil gibi hissetmişlerdi.”
Birinci tekil kişinin görüşü, tek görüş değildir. “Ben” gerekli olmalı ya da diğerlerini kullanmaktan kaçınmalı. Bu birinci tekil şahısın kullanımını yermek için değil ama ilk tercih edilenin hep bu olmaması açısından önerilmektedir. Eğer ki birinci tekil şahıs mükemmel bir şekilde konunuza uyuyorsa, kullanın tabii. Ama belki 2. veya 3. tekil kişi de gayet etkili olabilir. Seçeneklerinizi bir gözden geçirin.
“Sadece bildiğini yaz” tavsiyesi, sonsuza dek hep aynı şeyleri bileceğiniz olasılığını arttırır.
Yeni bir şeyler öğrenin
Kaliteli bir şeyler mi üretmek istiyorsunuz yoksa sadece zaman mı öldürüyorsunuz? Eğer zaman geçiriyorsanız, tamam, ama o zaman okuyanınız az olduğunda ve kimse sizi linklemediğinde şaşırmayın. ( “bu arada”, “şuna bir bakın”, “burayı deneyin”, “işten burdan başlayın”, “gerçekten çok hoş” gibi ) birbirinden kopuk yönlendirmeler yerine noktaları birleştirin ya da yeni bir fikir sunun.
Hatta, Nick Hornby yöntemini kullanın. High Fidelity’de, olayı anlatan kişi profesyonel bir eleştirmen olarak tanıtılır. Bu konuda başarılıdır. Yaptığı şey müzik eleştirmeliğidir. Daha sonra bağımsız bir marka yaratır ve kız arkadaşının dediği gibi dünyaya yeni birşeyler vermek için birkaç yetenekli, mağazalardan eşya çalan, patenli punk’çı gence doldurttuğu bir albüm yapar.
Internet, medyanın karışımından oluşan kocaman bir yemek gibidir. Kitaplar hakkında siteler, müzik hakkında siteler, siteler hakkında siteler mevcuttur. Birçok blog, tüketime ve başka kişilerin yaptıklarını eleştirmeye odaklanmıştır. Tüm bu işleyiş ve tekrarlanan dağıtımın Internet’te yeri vardır. Hem de o kadar önemli bir yeri vardır ki daha sonra buna yine döneceğiz. Ama neden yeni birşeyler yapılmasın ki? Her gün birkaç tane makalenin linkini vereceğine, bir tane siz yazın. En son tasarımları vitrin yapıp tartışacağınıza bir tasarım da siz yapın. Anında küresel yayıncılığın yaratmış olduğu bu tamamiyle tuhaf şansa sahipsiniz sonuçta. Yayınla! Dünya senin istiridyen!
Okuyucularınızı eğlendirin
Eğer hayatınızdan bir hikaye ya da bir olayı paylaşmak istiyorsanız, okuyucu yokmuş gibi davranın. çünkü onlar gerçekten de yoktular. “Orada olmalıydınız” demek bir fıkrayı asla komikleştirmez. Okuyucular sizin hikayeleriniz ve başınıza gelenleri bilmek isterler. Gerçekten de isterler. Bu yüzden onlara her detayı anlatın. “Parti harikaydı!” ya da “bugün canım çok sıkkın” yerine, neden öyle olduğunu anlatın dikkatlice. Partiler ve can sıkan şeyler mükemmel konu başlıklarıdır. Mesela The Great Gatsby’de bunlardan bol bulunur.
Zamanınızı verdiğiniz, detaylar belirginleştirip bağlayarak basit bir olaylar listesi sunmak yerine gerçekten bir hikaye anlattığınız sürece herşeyden iyi bir konu çıkarılabilir. Okuyucular gerçekten ne kadar zavallı olduğunuzu görmek isterler mi? Evet. Ama onlar odanızın tam olarak nasıl koktuğu, bir haftadır neden duş alamadığınızı ya da birisinin tam olarak nasıl kalbinizi kırdığı hakkında detay isterler. Bir cümlelk açıklama yeterli olmayacaktır. Aynı zamanda kendiniz hakkında çok fazla şey de anlatmak istemezsiniz.
Yazdıklarınızdan hem şiddet dolu, güldürücü veya acı veren bir anlam çıkarılabilir ya da üçü de anlaşılabilir.
Mizah duygunuz olsun. Herşey komik olabilir. Homoseksüellik, heteroseksüellik komik olabilir. Amerikalı olmak komik olabilir. Bazı şeylere gülmekte sakınca yoktur. Ciddi durumlarla ve duygularla ilgili espri yaparken saygısız ya da kırıcı olmak zorunda değiliz ve sadece bir olay komik diye önemsiz de olmak zorunda değildir. örn: “çocuk hırsızı, kör kadını aradığında, ona oğlunu bir daha asla göremeyeceğini söyledi.” Bazen en iyi nükteler ağır olanlardır.
Yazar olmak komiktir. Kendinizi çok ciddiye almayın.
Vurdumduymaz olun. Bir çok site arasından sadece sizinkine kötü Internet şeytanları tarafından saldırılırsa, sadece rahat olun. Kalabalığa karıştığınızda hem mantıklı hem de mantıksız eleştirilere açık olmalısınız. Dinleyin, insanlar her zaman Shakespeare ile ilgili espriler yapar. Eğer siz gerçekten yetenekliseniz, çabalarınıza iltifat eden bir sürü insan olacaktır. ürettiğiniz bir şeyle ilgili birisinin iyi niyetli bir şikayeti varsa, dikkatinizi verin, buna değer olabilir. Birisinin önemsiz bir şikayeti varsa ya da birisi iğrençleşiyorsa, hiç önemsemeyin. Siz sitenizde üretmeye devam edin. Eğer roman yazarları olumsuz eleştirilere cevap yazmakla uğraşsalardı , okuyacak tek bir roman olmazdı.
Bağlantıların ötesinde
Bloglarla ilgili en çok karşımıza çıkan şikayet, hepsinde sürekli aynı sitelerin adreslerinin yayınlanmasıdır. Bu bazen doğru, bazen değildir. Ama siz diğer on sitede çoktan 10 kere linklenmiş, zincir bir makaleyi tekrar sitenize koyarsanız, artık farklı bir şey bulmanız gerektiğini düşünmelisiniz.
Blogun bu kadar ilgi yaratmasının nedeni çoğunlukla harika tecrübeleri paylaşma isteğidir. Büyük ve çok paralı siteler, Internet’te gizli yetenekleri ve güzel yazıları takdir etmiyordu, o yüzden bu iş blog yazanlara kaldı. Bazı blog yazarları hala böyle düşünmektedir. İyi (ya da daha iyi) içerik sunabilecek zincir bağlantılar henüz keşfedilmemiş siteler kadar sizin yardımınıza ihtiyaç duymaz.
Başarılı Bloglar
Her nasıl ifade ederseniz edin, başarılı bir blog üretmek zordur. Para, ün, bir jakuzi dolusu çıplak, seksi okuyucular yerine, uzayın derinliklerinde kendi kendinize bağırıyormuş gibi hissedeceksiniz ve gerçekten de muhtemelen böyle olacaktır. 1994’te buzdolabınızın altındaki küf hakkında bir yazı yazsaydınız, binlerce okuyucunuz olabilirdi. Şimdi ise yaptığınız iş mükemmel bile olsa 100 kişi bulursanız, şanslı olursunuz.
Sizi takip edenlerin sayısı ne olursa olsun, siz sanki üyeliği her an bitmek üzere olan bir okuyucu grubuna yazıyormuş gibi yazmalısınız. Kötülük etmeye gerek yok. Onları tekrar üye olmaya mecbur bırakın.
Bu makalenin en başında da belirtildiği gibi, herkesin amacı kalabalık bir grubu siteye çekmek değildir. Bu önerilerin çoğu okuyucu kitlesini genişletmek isteyen insanlar için yapılmıştır. Bu büyümeyi sağlayan da zaten işin en başına dönmüş olacaktır.
Bir site sahibi olmanın görünürlükle eş anlamda kabul edildiği günler sona erdi. Az çok bilgisi olan insanlar blog aramayı bile bilmiyor. Bilen ise, o kadar çok seçenekle karşılaşıyor ki sizin sitenizi bulması şansa kalıyor.
Linklerle ve kulaktan kulağa haber vermekle yol alınabilir ama hemen öyle büyük bir artış beklemeyin. Hiçbir artış olmayabilir. Herşeyden önemlisi, bunu kendinizi tatmin etmek için yapmanız daha iyi olur çünkü bu sizin tek ödülünüz olabilir. Ama amacınız okuyucuları mutlu etmekse, bunu kendinizi mutlu ederek yapmanız iyi bir başlangıç olacaktır.
Dennis A. Mahoney‘ in orjinali http://www.alistapart.com/articles/writebetter/ adresinde bulunan bu makalesini bizim için, bir paket jelibon karşılığında Türkçeye çeviren Chimera‘ya teşekkürlerimizi sunuyoruz.




çeviri için chimera’ya teşekkür edelim biz de.
bir olgu yaygınlaşınca, kontrolü de zor oluyor zamanla. ancak bir hobi olarak blog yazmaya devam eden birini kurallarla nereye kadar sınırlayabiliriz? zaten, bu yazı da bir nevi topluluk sitelerine yönelik gibi duruyor. kişisel webloglar nihayetinde kişiyi bağlar, isterse şarkı sözüyle doldurur, isterse günlüğünü tutar. blog tanımı dönüşüme uğruyor zaten, insanlar artık haber gruplarından, bloglardan takip ediyor günceli ancak artık ne blogdur ne değildir konuşulmaya başlandı gibi.
kaldı ki blog fenomenini şiddetle eleştirenler de var ve bu karşı çıkanlar keşke blogların yararı olmadığı gibi savlara dayansalardı ama geçenlerde okudum, sağlam yazılımcı bir eleman “wp kullanan dangalaklar, kuruyorlar sonra patlatıyorlar siteyi vs…” gibi cümleler kuruyordu. bu türk arkadaşın örneğinden de anlayacağımız gibi, internette bile hiyerarşi istiyor bazı insanlar, bloglar bunları sarsıyor bence, kötüleri, amaçsızları ayıklanır muhakkak ama bilgi yatay genişliyor bu sayede, güzel yanı bu, devamını kestaneli pasta yerken konuşuruz.
@pagan +1
bu bir hobi türkiyedeki insanlar için , slashdot gibi , technorati gibi para kazanmamız için , önce bir birlik olması lazım (bkz : hafif) ki bu kurallara para kazanmak yada ben profesyonelim demek için uyulabilir
yoksa gereksiz ..
Bir sürü günlük doldu internet. Bunun gibi bloklar yüzünden belki doğru dürüst bir şey yazanlar çıkabilir. İçerik sitesi olması lazım tüm sitelerin.
Aradığımızı bulamıyoruz http://www.Google.com da.
Teşekkürler chimera.
Gerçekten güzel yazı.
Aslen Gölgeli Mavi’de yer alan işbu monolog, Nahnu’nun teklifi üzerine yazarı tarafından buraya kopi-pestlenmiştir.
Nahnu’da bişey gördüm dün. Blog yazarının el kitabı kıvamında, iyi blogun nasıl yazıldığını tarif ediyor. Tarife göre Gölgeli bi boka yaramaz bi blog. Ben fakir de okurlarına ihanet eden bir nevi kamu hizmetlisi oluyorum. Değişik bi bakış açısı tabi. Baktığınız açıya göre dünyanın yamukluk derecesi de değişiyor doğal olarak. Yazının ışığında Gölgeli Mavi’yi biraz ölçtüm biçtim. Ve fakat ne kadar zorlarsam zorlayayım sınırlı-sorumlu bir blogger olamayacağıma karar verdim. GM ne sevgili günlük modunda, ne de mesaj verme kaygısı taşıyor. Hatta okuyucusuna neşeli anlar yaşatmak gibi bir derdi de olmadı hiç. GM’nin tek derdi ve tasası yazarını mutlu etmektir. Günde kaç hit aldığının da bir önemi yok. Sınırsız-sorumsuz bir blogger olarak GM’yi zihinsel ishalimin ifrazatlarının biriktiği bir kubur olarak görmekteyim, öyle görmeye de devam edeceğim. GM bir kişiye aittir, bir kişiyi mesut etmeye programlanmıştır. Günlük ifrazatlar sırasında başka insanları da mesut edebiliyorsa bu, sınırsız-sorumsuz yazarın iradesi dışında oluşan bir yan etkidir. Nedenleri uzun süre araştırılmış ve fakat mantıklı bir neden bulunamamıştır. Her gün düzenli olarak GM okuyan 20-30 kişilik grubun acilen Mazhar Osmanabigiller tarafından mıncıklanması belki de bu soruya iyi kötü bir yanıt verebilir. Hele de bütün beşparaetmezliğine rağmen GM’yi linkleyen grubun kesinlikle Mahoney abi tarafından günde 3 öğün sopalanarak adam edilip topluma kazandırılması gerekmektedir. GM’nin okunabilitesini arttırmak gibi bir dert ve tasa ve yasa ve yasa hükmünde kararname ve benzeri ve benzemezi oluşumlar güdülmemektedir. Hele hele yeni bişey öğren(t)mek gibi beşbeter bir misyon GM’nin yakınından bile geçemez. Zira fakir ömrünün son 28 yılını öğrenerek geçirmiş profesyonel bir öğrencidir. Mesai süresince kusana kadar literatürü, mesai dışında ise sevgili oğlunu öğrenmektedir. Başka bi bok öğrenmesine zaman kalmadığından 5 sene önce ehliyet almış olmasına rağmen araba kullanmayı bile öğrenememiştir. GM dersane değil, bir kaçış noktasıdır. Yazarı, özellikle ve kasıt güderek uzay boşluğuna doğru bağırmaktan sapıkça bir zevk almakta, belki de filah olmaz bir sapıktır. özetle, Gölgeli Mavi o yazıda tarif edilenlere göre fena halde başarısız bir blogdur ve fakir başarısız bir blog sahibi olmaktan mutluluk duymaktadır. Yahu bikere blog benim, kime ne?
öyle bloglar var ki, sanki kimse işyerlerinde çalışmıyor da, sadece içini döküyor bilgisayara. Bu blog kirliliği içinde, iyilerin birbirini bulması çok zor olmayacak. İyiye ulaşmakta.
olm beş yılda nasıl yazacağını öğrenemedinmi. ozaman gel yanıma şöle git bizim tantuniciden tantuni al anlatim…
“Aslen Gölgeli Mavi’de yer alan işbu monolog, Nahnu’nun teklifi üzerine yazarı tarafından buraya kopi-pestlenmiştir.”
başlıklı monolog’u okumayı beceremedim, çünkü tek ve koca bir paragraf asla asla okunamıyor!
Son cümlesinde “blog benim kime ne ki?” gibi bir ifade dogru değil bence…
Blog olayına yeni giren bir şahsiyet olarak bu yazıyı okumak oldukça faydalı oldu, çok iyi geldi beyawf! Yaşasın jelibonseverler!
Bloglar ve alt yapısı hakkında bilgi alabilirsek memnun olacağız.
Başarılı bir blog yazmak için gerçekten iyi bir mekale.Bu konuda emeği geçen herkese teşekürümü sunarım.İnsanın ruhunu okşayan kelimeleri elbette bir araya getirmek zor olabilir bunu unutmalıyız bu konuda ne kadar azim gösterirsek başarımız artacaktır
Güzel bir paylaşım tşk
Blog dediğimiz zaten günlük değil mi? İnsanlar günlük yazarken birileri okusun diye mi yazarlar yoksa içlerini dökmek için mi bunu iyi düşünmek lazım. Ben de 3 aydır blogumda yazıyorum. Başlangıçta kimsenin gelip okumaya bile tenezzül etmeyeceğini düşünüyordum ama galiba biraz yanılmışım. Zaten başlarken de efendim şu kadar okuyucum olsun, bir grup insan her gün gelip ne yazdığıma baksınlar düşüncesiyle başlamadım. Öylesine, bir blogda benim olsun, insanlara doğrudan anlatamadığım duygularımı burada daha rahat anlatabilirim diyerek başladım bu işe. Şimdi ise zaman zaman birileri geliyor okuyor bişeyler yazıyorlar ya da hiç bir şey demeden öylece bakıp gidiyorlar. Yazan yazar, yazmayan yazmaz kimse bişey diyemez. Ama blogum benim dert ortağım gibi, canım ne isterse onu yazarım, istersem biyerden kopyalayıp aynen yapıştırırım kime ne? Ha baktım bu aralar ziyaretci sayısında artış var o zaman da gelenlere sanki bişey verme gibi bir düşünce hasıl oluyor insanda. Vermesem ne olur, hiç bişey olmaz.
İyi bir blogcu olacağım diyenler bloglarında bol bol özgün içeriğe yer vermeliler. Zaten mantıklı olan da bu. Siz hiç gazeteden haberleri makasla kesip sonra da onu günlüğüne yapıştıran günlük müptelası gördünüz mü? Ben görmedim. Öyleyse? Bol bol özgün içerik olsun blogunuzda. Nasıl anlattığınızın pek bir önemi yok ama yazı size ait olsun. Okuyanı da sıkmasın. Ayrıca sanal alemde yıllardır şunu öğrendim ben: Uzun yazılar az okunur.
Adım hıdır, diyeceğim budur.
çok güzel bir yazı olmuş.ellerinize sağlık