Bayramınız kutlu olsun efem. Ne güzel bir gün di mi, dünden de güneşli
Bugün alemin en motivatör insanı ile eve dönerken çiçek serasına yakın bir yerden geçeceğimiz tuttu. Arkadaşım saniyenin onda birinde, artık bi çiçek almamız gerektirdiğine inandırdı beni. Daldık seraya, rengahenk çiçeklerin arasına.
Her vakit olduğu üzere bu sene de polen nezlesinden muzdarip ben bir süredir koku alamadığımdan, görünüşünü beğendiğim her çiçeği kaldırıp kaldırıp arkadaşımın burnuna uzattım. Hepsinde de aynı yorumu aldım ama: “ya ben anlamıyorum ki nerden geliyor koku, büssürü çiçek var burada, bu kokmuyo sanırım, kokusuz bu.”
Sonra birden farkettik ki etrafımızda bu işin ehli “Ah, nejla bak bunu kuzey güney istikametinde koyacaksın, güneş sevmez bu” diye konuşan teyzecikler var. Onları peşlerinden “tin tin” ederek takip etmeye başladık. Konuştuklarını dinleyerek “en az bakımla en çok verim” alacağımız çiçeği tespit etmek için, bu kriterlere uyan çiçekleri teker teker koklattım arkadaşa. Efendim, bu arada heralde acayip garip bir hal sergilediğimizden, dikkat çektik, orada görevli çiçekçilerden birisi yakaladı bizi. “Ne çiçeğine bakıyonuz siz” dedi. Ben “küpeli” dedim, arkadaşım “gül” dedi sonra ben “gül” dedim o da “menekşe” dedi. Adam güldü, sonra dedi ki “gidin Osman abiniz var orada, bak kareli gömlekli, o yardımcı olsun, burdan ileride büber, patlıjaaan fülaan var hem çiçek yok”.
Osman abinin bize verdiği üç çiçek türünden adını bilmediğim bi tanesini aldık. Ne kokusuna ne görünüşüne aldandık, bizi kandıran Osman Abi’nin bayıldığımız tanıtımı oldu: “buna su mu vermen, azucuk dibini nemlü dutun yiter. gündüz de istemez, toprağı da aynı dursun, böyle azucuk boynunu bükenleri gırı gırıverin, sonra yenisi şıkığ şıkığ açağ”. Elimize birer salatalık tutuştursa onu bile alırdık valla.
Hmmm.. çiçek meselesi de hallolduğuna göre, şimdi masanın üzerine bir çeki düzen vermemiz lazım.
Mutlu cumalar efem.




« Sinema Blog
Google Web Toolkit »
yorum ekleyin veya yorumları okuyun: