Archive for the 'gündeme dair' Category

Radikal Gazetesi’nin internet baskısı tasarımını yenilemiş. Gayet okunaklı ve sade olmuş. Eski tasarımı da kendine özgüydü, bu da öyle olmuş. Darısı, Doğan Medya’nın diğer gazetelerinin başına.

Dünün bomba haberiydi bu sanırım: KanalTürk’ün, Bugün Gazetesi’nin de sahibi olan KOZA grubuna satılması. Bu satış sonrası Biz Kaç Kişiyiz Platformundan Tuncay Özkan’a sitem yağıyor.

Etrafta, “Bir Kaç Kişiyiz” ve “Biz Kaç Lirayız” gibi espiriler dolaşıyor.

Ehl-i tarikin eli ağırmış

Mahmut Ustaosmanoğlu’nun evinin önünde Vatan Gazetesi muhabirleri temiz bir sopa yemişler. Yeni Şafak bu dayak olayını, muhabirlerin çevre duvarların üzerine çıkıp, ısrarla görüntü almaya çalışmasının sonucu olarak vermiş. Vatan ise muhabirlerini savunarak görevlerini yapıyorlardı, sadece soru sormak istediler, az kalsın linç edileceklerdi diye vermiş.

Bana sorsalar resmen paparazzilik derdim, tarikat paparazzisi muhabirler.

Bir süre önce de Hürriyet’te 1.7 milyonluk villa haberi vardı. Sonradan evin 250 bin ytl olduğu ortaya çıktı. Doğan Medya’daki bu Mahmut Hocaefendi sevdası nerden ileri geliyor bilmiyorum, ama fotoğraflardan gördüğüm kadarı ile tarikat ehlinin eli epey ağırmış.

Okuma Parçası

Turkcell Süperlig’den düşen Çaykur Rizespor, Gençlerbirliği OFTAŞ ile Gençlerbirliği’nin aynı olduğunu iddia ederek OFTAŞ’ın ligden düşürülmesi için FIFA nezdinde girişimlere başlayacakmış. Düşmeden önce neredeydiniz diye sormazlar mı adama?

Amerikan ordusu, işgalci askerlerin çocuklarını ırak savaşının psikolojik etkilerinden korumak için Susam Sokağı ile işbirliğine gitmiş. İspanyolca ve İngilizce dillerinde “Talk, Listen, Connect” ismiyle dağıtılacak olan DVDlerde, Elmo ve kukla arakadaşları olacakmış.

İşgal askerleri tarafından anasız, babasız ve arkadaşsız bırakılan Iraklı çocukların rehabilitasyonu konusunda ise bir açıklama yok henüz.

Taksim Meydan Muharebesi?

Her sene aynı tantana oluyor, 1 Mayıs için Taksim Meydanı yine yasak. Vali Güler bunun sebebini yasadışı örgütlerin eylem yapacağı konusundaki istihbarata dayandırmış. Bir de Taksim Meydanı’nın gösteri ve miting için ayrılmış alanlardan olmadığına değinmiş.

Bu konudaki nacizane kanaatim “ver kurtul“dur benim. Yani şu işi tatlılıkla çözmek mümkünken, “vermeyeceğiz aslanım, akıllı olun/ izin istemedik ki zaten, her türlü oradayız” şeklide bir restleşme ne oluyor aklım almıyor, koca koca adamlara yakıştıramıyorum.

Taksim Meydanı’ndan bir kere geçtim, o da koşa koşa. Net hatırlamıyorum bile. Ama (herhangi) bir miting alanının güvenliğini sağlayamayacak devlet olabilir mi? Ya hu aç meydanı işçilere, al güvenlik önlemlerini. Yapsın millet mitingini, gösterisini. Yılda bir kere olan bir şey. Bitsin bu gerginlik.

Karşındaki “Bize göre Taksim’de 1 Mayıs’ı yapmamızın önünde hiçbir engel yoktur” diye abuk bir kışkırtıcılık yaparken, hukümetin başının ayak-baş muhabbeti yapmasının ne faydası var? Şimdi gösteri yasağı koyulmuş ya, kimse girmeyecek di mi Taksim Meydanı’na? Haddini bildirmek başka bir şey, “ayar vereyim derdinde olmak” başka bişey.

Başbakan şu “altta kalmayayım, dur lafı gediğine koyayım” psikolojisi yerine, yine kendisinin dillendirdiği “Türkiye kazanacaksa ben kaybetmeye hazırım” söyleminin peşinden gitmeli bence. R. Tayyip Erdoğan’ı bilmem de, Başbakanlık makamına yakışan odur.

2-3 gün kalmış, umudum yok ama bir orta yol bulunur inşallah.

diğer şeyler

Balonlara tutunmak

Geçenlerde Adelir Antonio de Carli adında bir rahibin, içi helyumla dolu yüzlerce balonla gökyüzünde gezmek isterken kaybolduğunu duymuştum. Brezilya’da vuku bulan bu hadise sonrasında, balonlar bulunmuş ama rahipten haber alınamamıştı.

Ben haberi ilk duyduğumda, kendimi yüzlerce balonla gökyüzünde yalnız hissettim bir an için. Dehşet verici. Vakti zamanında THK’nın paraşütle atlama eğitimlerine katılmaya niyetlenmiş, niyetlendikten 3 dakika filan sonra da vazgeçmiştim. Esasında yüksekten korkmuyorum, ama ayağım yere bassın istiyorum galiba.

balonla uçuş denemeleri

Bu arada, Brezilyalı bu din adamının yaptığı fantastik eylemi deneyen başkaları da varmış.

Hakan Şükür ve Kutlu Doğum

Ben şu kısacık ömrümde, medyanın halkına bu kadar yabancılaştığını görmedim. Hangi medya diyecekseniz cevabım hazır: Henüz yılın başında küçük kızın dilinden “Noel Baba gerçekten var, ben buna inanıyorum” dedirtip Selenası ile çocuklarımıza çakma Noel Ruhu yaşatan medya. Mevlid Kandilinde, “Yellenerek müzik yapan adamı” sunup, bunu mucize zanneden medya. Beynamaz akademisyenleri sabah sabah din hakkında dobra dobra konuşturan medya.

Şimdi de, Hakan Şükür’ün hafta sonu oynanacak müsabaka için, “Kutlu doğum haftasına yakışır bir derbi olsun ” demesi üzerinden koparıyorlar yaygarayı. İlla bir temenni yapılacaksa bunun statükocu, devletçi bir cihetten yapılması gerekiyormuş galiba. Ya hu adamın dileği temennisi bu yönde, inancı istikametinde, size ne oluyor. Mesele Hakan Şükür değil zaten. Nereden yontarız, nereden sulandırırız, nereden çakarız, nereden dezenformasyon yaparız onun hesabındalar.

Biraz önce bahsettiğim medyanın mümtaz şahsiyetlerinden birisi olan Fatih Altaylı da, kendine vazife çıkarmış ve divan kurulu başkanlığına bir mektup yazmış.

Mektupta bir ifade var ki akıllara zarar:

Son olarak Hakan Şükür isimli futbolcumuzun oynanacak bir derbi müsabakasının kutlu doğum haftası olarak bazı kesimler tarafından kutlanan bir hafta ile bağdaştırması son derece manidardır.

Bazı kesimler” dediği heralde Diyanet İşleri Başkanlığı. Diyanet, yaklaşık 20 yıldır kutlu doğum etkinlikleri düzenliyor. İnsanda biraz utanma olur, içinde yaşadığı topluma saygı olur.

Nedim Hazar’ın bu günkü yazısından (Bu rahatsızlık niye?) bir alıntı:

Anmak ile ibadet arasındaki farkı bilmeyene oturup ne anlatabiliriz bilmiyorum ama kısa süre önce ‘kandil gecelerine’ takan, daha önce de ‘Bir yılda iki kez Kutlu Doğum kutlanıyor olur mu hiç?’ nevinden saçmalıkları yazı diye yayınlamışlardı. Bir süre önce mevzi değiştiren ve kendini ‘tek’ zanneden bir zavallı ekranda yakaladığı bir kulüp başkanına ‘futbol ile inanç’ arasındaki ilişkiyi eleştirmesi için ukalaca sormuştu. Başkan öyle bir cevap nakşetti ki suratına laftan anlayan için yerin dibine girmek daha iyiydi. Yerli yabancı neredeyse her maçta, önce yahut golden sonra dua edenler, teslis yapanlar, bilmem ne yapanları görmezden gelip gıkları çıkmayan çapaçul zihniyet akılları sıra bu tür baskılarla kendileri gibi olmayan, düşünmeyen insanları baskı altına alacaklar.

***

Bazen, başımızda muhafazakar bir hukümet olmasaydı, bu medya farklı mı davranırdı acaba diye düşünüyorum.

Muhalefet

kamer genç

Bu memlekette iki muhalefet var diyorlar, birisi hava muhalefeti diğeri Kamer Genç muhalefeti. Hayatın akışına ne derece etki ediyor bu muhalefetler bilmiyorum tabi.

Çorba

— “Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürkçü bir vatandaşı olarak Kuran’a el basarım ki biz teknoloji kurbanıyız; âşık olduğum kadına tecavüz etmem“. Gökhan Demirkol demiş bunu.

Gerçi çok olmuş söyleneli, ben İzlenimler‘in arşivinde dolanırken denk geldim. “Her türlü varım” gibi bir şey olmuş, bugün bile çok ekmek yersin bu ifade ile, şahane yani.

TUSKON’un Doğu Anadolu hamlesi üzerine

Ece Temelkuran’un bir yazı dizisinde bahsettiğiŞehirde herkes pek yakında Fethullahçı 1200 işadamının Diyarbakır’a ve bölgeye gelerek yatırım yapacaklarını konuşuyor.” cümlesini not almışım uzun süre önce.

Diyarbakırlılar şöyle diyor, şehirde böyle sesler yükseliyor” filan diye vantrolog hesabı kime dayandığı belli olmayan demeçlerle süslü, bence tırt, bir yazı dizisinden ilgimi çeken bu olmuş. 1200 işadamının bölgeye yatırım yapmasının anlamı çok büyük çünkü. tuskon logo

Bugün gazeteleri gezerken Zaman’da gördüm (‘Ben varım’ diyen bin işadamı doğuya koştu).

Sanırım beklenen yatırım buydu. TUSKON Erzurum’da, 3 bin 500′ün üzerinde yerli ve yabancı işadamını bir araya getirmiş, ve bu buluşmada 200′ün üzerinde proje imzalanmış. Gelişmeleri ve sonuçlarını orta ve uzun vadede hep beraber göreceğiz.

Haberde geçen şu cümlelere de katılmamak elde değil:

Doğu’daki işadamlarımız AR-GE’yi bilmiyor, pazarlama yeteneği sınırlı, finans kaynaklarını nasıl kullanılacağı bilinmiyor. Onun için ortak olunur, öğrenilmesi gereken şeyleri birbirinize öğretirseniz, seviniriz. Bölgemizdeki yerel yöneticilerimiz yatırım yapmak için gelenlere resmi prosedürden fazla yardımcı olsun. Bölgemizin imkânlarını yine kendi insanımıza pazarlayamaya devam edeceğiz.

Know how‘dan daha değerli bir şey yok yani. Bunun vurgulanması da çok yerinde ve çok anlamlı.

Merkez medyanın bu hamleyi görmezden gelmesi veya “Fethullahçı işadamları” diye takdim etmesi zerre umrumda değil. Memlekete hayrı dokunan herkes benim için mubarektir. Henüz projeler imzalanmış ve fikir alışverişleri olmuş. İnşallah faydalı olur bu hamle. Başladıkları gibi devam ederler.

İnsanı boğan, tıkanmış, siyasi bir Ankara havası yerine serin ve umut vaadeden bir Erzurum haberi almak bana cidden iyi geldi. Umarım bu haberlerin benzerlerini TÜSİAD, MÜSİAD ve benzer derneklerden alırız.

Ahmaklık 2.0

meclis oylama

Sosyal Güvenlik Reformu oylaması görüşülürken skandal yaşandı. Neyin oylandığını bilemeyen AKP’liler, muhalefete bakıp oy kullandılar. Muhalefetin de desteklediği önerge AKP’lilerin oylarıyla reddedildi.

Haberin detaylarını Milliyet’ten okuyabilirsiniz (Meclis’te şaka gibi oylama!). Bu kadar da lakayıtlık, bu kadar da ciddiyetsizlik olmaz ki birader.

Resim altı yazısı

Gazetelerin birinci sayfalarına bakıyorum Netgazete.Com‘dan, Vakit’te manşetin hemen altındaki resmin altındaki son cümle de şöyle yazıyor: “Şehitlerin anneleri hep başörtülüydü” (25 Şubat 2008).

Bu cümlenin ifade ettiği şeyi, ne kastettiğini en gerizekalımız bile anlıyor değil mi? Resmen ve alenen bölücülük, provakasyon, adilik başka bir şey değil.

Nefret etmek” kullanmaktan kaçındığım bir ifade günlük hayatta, ama yerini bulunca esirgemeyeceksin: Vakit Gazetesi’nden nefret ediyorum.

Beyaz bir renk midir?

Kaan Sezyum, Ocak ayında, Radikal Cumartesi’de yayınlanan bir yazısında Beyaz ve Beyaz Show hakkında bir iki kelam etmişti, okuyalım bakalım ne demişti:

[...] Aa, Beyaz! Boş bakışların ve kaçan esprilerin adamı Beyaz. Yıllardır ne etliye, ne sütlüye dokunan, yazılan repliklerini unutan, şakaları şaşıran dili dolanan, ailenizin çocuğu Beyaz. Valla Beyaz bizim evde olsa çok pis zulüm yaşar bu şakacılığıyla. Ama hakkını da yememek lazım. Yıllardır ekranda ve sahnede pişe pişe bi rahatladı. Hatta o kadar rahatladı ki artık hiçbir şey bilmemesini bir avantaj olarak kullandığı ‘Biri bana anlatsın’ , ‘Ben bu denilenleri anlamıyorum’ , ‘Ya neler oluyor?’, ‘Ben mi?’ gibi programlarla ekranları parselledi. Tabii bu noktada diğerlerinin (Şahan, Okan B. gibi) tutarsız ekran performansları da Beyaz’ın tutarlı sıradanlığını parlattıkça parlattı. ‘Beyaz Şov’u kim izler, neden izler anlayamıyorum. Helyum çekip incelen sesler mi komik, yoksa gelen konuklara bir türlü sorulamayan sorular mı insanı merak içinde bırakıyor? Beyaz bize sıradanlığımızı hatırlatan, bizi ileriye taşımayan, heyecandırmayan, hayatımızın sıkıcılığını, yaşadığımız ülkedeki tüm olumsuzlukları, dilimizin otoriteye karşı tutukluğunu, şovenistliğimizi, tek düzeliğimizi, ezilmişliğimizi sürekli hatırlatan gerçekten de beyaz, renksiz, saydam bir ekran figürü. Yıllardır hiçbir konuda net fikrini söyleyip ortalığa bir şey koymadan, sıradan insanların da başarılı olabileceğini, sallarsak başımızı, maaşımızın bize şıp şıp damlayacağı bir dünyanın işaretçisi.

Gelen bayan konukların belli noktalarına bakıp, onların yanına kanepede zorla oturmaya çalışmak komikse, ben buna gülmüyorum, kimse kusura bakmasın. Zaten annenizin ve babanızın sevdiği bir espri anlayışı ne kadar komik ve güncel olabilir? Hani olay şovsa, ciddi görüşümdür, İbo Şov bütün bu sözde talk-şovlar içinde en iyisidir. [...]

Dün gece yatmadan evvel yaptığım zapping turunda denk denk geldim kendisine;

‘Şu anda öğrendiğimize göre operasyonda 44 terörist tesirsiz hale getirilmiş. Ancak bu arada güvenlik güçlerimizin de 6 şehit verdiği haberini üzüntüyle öğrendik. O yüzden programızıı burada kapatıyor ve bu savaşın bir an önce durmasını artık şehitlerimizin olmamasını istiyoruz’

diyerek yayını bitirdi.

Exclamation Mark

Exclamation Mark diye bir film inceleme sitesi, ingiliz dilinde yayın yapıyor. Korku-gerilim türü, kült, bilim kurgu, ıvır zıvır, kıl kıpcık ve hatta B-sınıfı filmleri inceliyorlar. Ekseriyetle 50′li yılların filmlerini.