Şirketlere, Blogları kullanmaları yönünde bir çağrı ve tavsiye yazısı, Gaxxi Buzz‘dan.
Bir şirket kendisine web sitesi yaptırdığı zaman hiçbir şey bitmez. Aslında her şey daha yeni başlamıştır. çünkü, web sitesine henüz kimse gelmiyordur ve ziyaretçisi olmayan bir web sitesi de bir işe yaramaz. Bu konuda başka görüşler de var, fakat bence bir şirket web sitesinin ilk amacı para kazanmaktır veya para kazanmaya yardımcı olmaktır. Diğer şeyleri de yapmalısınız, fakat onu da para kazanmayı sürdürmek için.
Eğer, sitenize kimse gelmiyorsa bu amaçlara ulaşamazsınız. Şimdi, problemimiz web sitenize ziyaretçiler kazandırmak. Bunun birçok klasik yöntemi olabilir. Gazete, dergi, tv, açık hava reklamcılığı gibi klasik araçları kullanarak insanları sitenize yönlendirebilirsiniz. İyi bir yöntem olabilir, fakat hem pahalı hem de sürdürülemez bir yöntem. Bir kez bu yolu seçerseniz ziyaretçilerinizi sürekli reklamla beslemek zorunda kalabilirsiniz.
Benim ucuz ve alternatif bir yöntemim var. üstelik kazan/kazan şeklinde. Hem şirketler hem de blog yazarları kazanacak.
Türkiye’de donanım, reklam/iletişim, yemek, oyun, web dünyası, teknoloji üzerinde çok güzel blog siteleri var. Bu sitelerin bir çoğu sahiplerinin hobi olarak yürüttüğü profesyonel siteler. Onlara kendi ürünlerinizi örneğin 15 gün boyunca test etmeleri için gönderin. Bu siteler zaten gönderdiğiniz vb. ürünler hakkında yazıyorlar. Hem onlara yazacak konu başlıkları vererek yardımcı olursunuz hem de kendi reklamınızı yaparsınız. Yöntem şu şekilde işleyebilir. Aşağıdaki sırayı adım adım izleyebilirsiniz:
İşbirliğine gidecek blog siteleri nasıl seçilir?
Bloglar Alemi, Blog Kardeşliği gibi bir blog dizinini ziyaret edin. Orada mümkün mertebe iyi içerik üreten, yüksek tanınırlıkta, kendi alan adına sahip, düzenli güncellenen, yazmayı bilen yazarları olan 50 kadar web sitesi bulun. Yukarıdaki 50 web sitesi sahibiyle mail yoluyla iletişime geçin ve mailinize aynı gün veya ertesi gün öğleye kadar cevap alamadıklarınızı eleyin. Bunlardan da mail yazarken ileitşim kurmayı bilen ve sizin fikirlerinize uygun olanları seçin. Burada tabi ki kendi işinize ve fikirlerinize göre size özel kıstaslarınız olacaktır. Sonuç olarak elinizde en az 10 farklı site ve blog yazarı kalsın. Bu yazarların adres, telefon vb. temel iletişim bilgilerini alın. Yeni çıkan ürünlerinizi bu yazarlara düzenli olarak gönderin. ürününüzü beli bir süre rahat rahat denesinler ve bu süre sonunda size geri göndersinler. Seçtiğiniz 10 sitenin her birinin günlük ortalama 500 ayrı ziyaretçisi olsa, hemen hemen sıfır maliyetle ayda 150.000 kişiye ulaşmış olursunuz. üstelik bu kişiler ürünleriniz hakkındaki yazıları gönüllü ve isteyerek okuyacaklar. Bu işin karşılıklı yararı olacaktır. Blog yazarı işini ciddiye alacaktır ve onurlandırılmış olacaktır… Şirketlerin de ürünleri tanıtılırken aynı zamanda söz konusu olan sayfadan kendi web sitelerine ve ürünlerine yönelik ziyaretçi akışı, o sitenin okuyucu çevresinde kazandıkları saygınlık gibi kazanımları olacaktır.
Bu yöntem şirketlere düşük bir maliyetle kalıcı bir işbirliği fırsatı verir.. Bu yöntem web sitelerine ziyaretçi sayısını ve şöhretini arttırma fırsatı verir… çünkü, insanlar başka bir sitede kuru kuruya birkaç fotoğraf görmek ve birkaç kelime okumak yerine bu sitedeki ayrıntılı ürün incelemesine göz atmak isteyebilirler. Yani aslında bu seçilen sitelerle işbirliği, bu sitenin ziyaretçi sayısını artırarak sonuçta tekrar size dönecektir. Blog sitesi sahibiyseniz, şirketin size gelmesini beklemek boş yere zaman kaybı olabilir, siz de şirketlere gidebilirsiniz. Fakat, bence mail atmayın ve yüz yüze görüşmeye çalışın. Görüşeceğiniz kişiyi de yukarılardan seçin.
Bu yazı türkçe blog servislerinden Gaxxi‘nin geliştiricilerinin yazdığı Buzz‘dan alıntılandı.



blogun bir şirketin web sitesinden farkı surekli güncellenebilmesi ve müşterileri ile sürekli interaktif iletişim kurmasıdır.esasında bir şirket için en önemli araştırma geri dönüştür , feedback, şirketler bloglar aracılıgı ile ya dakendi kuracagi bir blog ile bunu çok kolay ve çok ucuz bir yolla yapabilir. lakin yapar mı ?
yapanlar olabilecegi gibi yemeyip yapmayanlarda vardır.örnek vermek gerekirse iki firma adı verelim ve iki firma blogunu karşılaştıralım.
birincisi sarar olsun digeride ds damat olsun , iki şirketide aynı sektorden ornek gosteriyorum ki daha bi kıyaslanabilir olsun.
sarar firmasının bloguna geçmiş tecrubelerimden dolayı teşekkür eder ve aldıgımt akım elbisenin ne kadar kullanışlı ve hiç bir sorun çıkmadıgı için teşekkür eder ve sarar markasının almak isteyenlere tavsiyede bulunurum ayrıca yalancı fake entry olmadıgını belirtmek için kendi mailimide yazar ve isteyenlerin benimle ileitşime gecebilecegini soylerim.lakin ds damat için altına yazacagım sadece şudur , dandik bir marka bilemedik damat dedik evlenecegiz dedik güzeldir dedik ds ne neymiş dedi ? olsun damat var sonunda dedik , hay demez komaz olaydım, bir takımın pantolunu bir ayda eskir mi ? hergun aynı pantolunu giysem dahi bir pantolonun eskiyecegini bana hangi mantık , hangi izan, hangi düşünce ile açıklayabileceklerini sanmadıgım firma , derim ve o firma müşterileri o malı alırlar mı ? giderim şikayet var sitesindeki ds damat ile ilgili şikayeti linklerin.
tabi bunu ds damat yayınlar mı bilemem
işte bu şirket blogları serbest piyasa denilen kutsal metabolizmanın en güzel işleyecegi günlerde ve serbest piyasa ekonomisinden korkamayan firmaların yapabilecegi bir iştir.bunu yapacak derecede kurumsallaşmış ben hiçbir firmayı goremiyorum.zira orada şikayetçi olan kişiler başkalarına kötü örnek olacak, müşteri kaybı yaşanacak ve dahi en önemlisi para kaybedilecek , milyon dolarlar ile yapılan reklamlar 50 dolarlık bir blog yuzunden heba olacak ve düşünecekler , 50 dollars mı buyuk milyon dolarlar mı ?
işte burada kafalarına dank ettigi takdirde şirketler bu işi başaracak.
keşkem, a keşkem, keşkem keşkem, firmalar kursa da boyle bloglar bizde şikayet etsek butun herkes rezaletlerini ya da başarılarını gorse , gorup çözüme kavuştursalarda millet ya adamlar bak dandik mal yapmışlar belki hatalı uretimdir takımı deiştirmişler desinler, diyebilsinler ama olmuyor, telefonda siz malı yollayın inceleyelim deniliyor bakılmadan, bence, tekrar yollanıyor, tekrar yollanır müşteri tarafından, firma tekrar yollar bakamdan, gene zannımca, bu boyle gider gider gider.
Yazımı burada gördüm çok sevindim…
Bu arada amarat’a bir cevap vermek istiyorum:
Size ürün gönderen bir firmanın bir ürününü kötülemezsiniz, yapıcı eleştiri yaparsınız, insna doğası gereği bir de not düşersiniz, örneğin ürün çok kötüyse bile şöyle dersiniz, “mesela bu türün meraklıları koleksiyonlarında bulundarmalılar.”
Bir de aslında dünyadaki birçok marka veya ürünleri Türkiye’de… Sanırım blog sahipleri de işi ağırdan alıyor..
Bir sonra ki yazının başlığı şöyle olabilir; “Blog yazarları, knedinizi onurlandırın, hafife almayın.. ;)”
bu sizin dediginiz ne kadar düzgün bir pazarlama stratejisidir bilemem hem bunun ahlakiliginide düşünmek lazım, serbest piyasa ekonomisi kandırma ekonomisi olmadıgını soylemek isterim.gerçi nazik bir dil kullanmak vardır evet muhakkak.
lakin işin birde şu yonu var şirketleirn kendi siteleri altında bir blog açması .yani sizin demeniz emtianın belli başlı yazarlara gondeirlmesi ve siteleirnde yazılması varken birde şirket sitelerinin içewrisinde blogların açılması gerektigini düşünüyorum ben. bir nevi şirketleirn fan clubu olacak bunlar gerçi ama bence çok hoş bir düşünce.
mesela renaultun sitesinde bir blog olsa hemde meganeler için alt bir subdomainde bir blog http://megane.renault.com.tr/blog megane kullanan kişiler yazsa kendi aralarında bir nevi bloglar ileitşim aracı halini alacaklar.
http://megane.renault.com.tr/blog/?p=1067#commets başlıgı altında mesela “ben işte ankaradan aksaraya giderken arabamda su sorun çıktıda tamda şurada yemek yiyecektik bi baktık arıza çıktı şükür renoultun şereflikoçhisardaki servisi karşımıza çıktı…” tarzında.
bunun dışıdna hediye yollamak apayrı birşey bunun ahlaklıgına inanmıyorum ya da blogger demeli bana gonderdi diye belirtmesi lazım. başbakan bile envantere kaydettiriyor hedayeleri demi ? temiz toplum diyorum efendim tüm insanlıga baştada türklere :=)
Ahlakilik kısmında sorun olmayacaktır, çünkü her şeye rağmen bloglar doğaları gereği özgür oldukları için şu anda klasik medya tv ve gazetelerdekinden daha iyi bir durum olacaktır.
Söylediklerine katılıyorum amarat, bence renault üzerinden söylediğin fikir gerçekyen iyi bir fikir…
ama sizin notasyonlarınız eksik ki .
şimdi bir şeyi ahlaki bulurken kime göre neye gore derecesinden bakarsak ve burada televizyon ve radyoları baz alırsak daha ahlaklı diyoruz ama bir olgunun başka bir olgudan daha ahlaklı olması onun ahlaklıgının üzerine gölge düşürmeyecek derecede kanıksanmış durum olacagını sanmıyorum tv lerdeki reklam ahlakının olmadıgını bloglarda özgür ortamalrda daha iyi olması bunun gerçek ahlak olacagını asla düşünmüyorum ve niyeyse şirketlerin boyle hediye yollayıp yorum istemesini sakıncalı buluyorum .
İş bu noktada ahlak dediginiz olgu kurumalrda olamayacagından şahısları baglayan bir durum olmasından dolayı burada ahlak bloggerlarda ortaya çıkacak ve iş onlarda bitecek ve diyecek ki ” aziz okuyucularım şu hani büyük alışveriş magazalarında bulunan x markası var ya bana bir i-pod yollamış sağolsunlar :=) ben kaç bi gündür kullanıyorum bayıldım hulen :=) parası olan alsın valla bak güzel ” tarzı bir itirafta bulunursa amenna ama bunun dışında dizilerde yapılan gizli reklamalr gibi reklamların hiç mi hiç ahlaklı oldugunu düşünmüyorum.
renault blogu fikrini begenmenize sevindim.
ayrıca güzeldi bu konuşma , begendim.
O zaman da arz ve talep yasaları devreye girer, diyelim ki çoğu kimse ahlak kurallarını umursamadı ve lüzumsuz, kötü yazılarla ziyaretçisinin vaktini çaldı.
O zaman talep edilmemeye başlanır, neden televizyonlarda o şekilde olmuyor işler dersek, bence televizyonlarda da oluyor. Televizyonlarda olan da arz ve talebin bir sonucu.
Web’in önemli bir farkı var, hem alternatif çok hem de webde kişisel ve özgür seçimler yapabiliyoruz, tani takip ettiğimiz bir web sitesini ailecek toplu halde izlemiyoruz…
Daha tartışılabilir, ama bitaz önce ankara hukuk’ta öyle bir ticaret hukuku sınavı geçirdim ki, her şeyi anlamsız buluyorum, okuldan tılacağım… Kendi sitemde içimi dökemiyorum, buradan haftalar sonra bu yorumda içimi dökeyim… İçmek istiyorum, ben küçüğüm ama derdim büyük, o zaman ben de büyüğüm…
madem iktisattan arz ve talep dengesinden bir örnek verdiniz bende size hemen mahreçler yasasini örnek vermek istiyorum.
Talep ve denge iktisadin temelidir.Lakin arz edilen her şeyede bir talep olacagı gerçektir.
Sonuç itibari ile kalitesiz malın reklamını yapan kötü niyetli bloggerlar olacak ve burada zararlı çıkan o kişiye güvenen kişiler olacak.Hoş bizler öyle kötü kişiler değiliz o ayrı bir şey , olabilitesi geçekleşebilecek bir durum.
Televizyon ile blogları karşılaştırmamak lazım , zira bir insan internette ne ararsa onu bulur , din ararsa dini bulur , porno ararsa pornoyu bulur , bu yüzden televizyon ile farkı vardır.Digiturku olmayanbireyler istedikleir an isteklerine ulaşamayıp taleplerini erteleyebilirlerken internet aleminde bu boyle olmamakta.
Hamiş : İnsanlık kredisi güvenden başka bir nane değildir.
Hamiş 2 :Ahlak kuralı dedikleirmiz toplumun bize yaptıgı baskılar sonucundadir.issiz bir adada , kimsenin olmadigi bir yerde , tek basina iken ahlak olmayacagi bir durum ve insanlarının kimileri hayatının internette gecirdigi surede ıssız bir adada farzedebiliyorlar derken , konu ne kadar dağıldı.
Sonuç: Gerçekler zamanla anlaşılır..
Teşekkürler.