Şubat, 2008 yazıları

Kazaya kalmış namazların hesabı ve takibi için bir site açılmış: Kazanamazi.org. Sabah namazına nasıl kalkılır? kitabının yazarı Cemil Tokpınar’ın yönetiminde yayın yapıyor sanırım. Allah razı olsun.

Sitenin sözleşme sayfasındaki “… ortaya çıkabilecek hatalardan dolayı bu site yönetimi ahirette hiçbir sorumluluk kabul etmemektedir.” notu da ilginç olmuş ama.

Lost Timeline Theory

Güncelleme: Ey Lost sevdalısı, bak! Adamımız, teorisini revize etmiş, gözden geçirmiş. Tekrar bakmakta fayda var öyle çürüdü deyip geçme hemen!

Lost dizisinde neler olup bittiğini zamanda yolculuk temelinde açıklamaya çalışmışlar [ing]. Şahsen benim aklıma yattı bu teori. [via]

time line theory lost

resme tıkla, büyüt

Harf Notu Totosu

iddia toto harf notu tahminleri Bugün derste, çelik hocası 9/11 diye bilinen saldırıdaki kulelerin neden yıkıldığını anlattı. Çelik taşıyıcı sistemin hararetin etkisi ile, ki bazı katlarda 800 santigrad’ı geçiyormuş, haşlanmış makarnaya dönüşmesini gördük.

Sonra hoca “Olayın siyasi boyutu bizi ilgilendirmiyor, şimdi belki bunu Amerika kendi kendisine yaptı diyenler olacaktır içinizden…” filan diye geyiğe sarıp, muhabbeti ders arasına kadar götürmeye niyetlenince sıkıldım. Önümdeki kağıda, bu dönem aldığım dersleri yazıp, karşılarına da kaç kere aldığımı ve hedeflediğim harf notlarını yazdım. Yanımda oturan arkadaş da, “ver bi bakayım” dedi baktı kendi tahminlerini yazdı, sonra onun yanındaki de “ver, bana ver” dedi kendi tahminlerini yazdı, sonra öndekiler aldı filan, öyle öyle derken sınıfın bir bölümünü dolaştı, geri geldi kağıt.

Kağıdı elime aldığımda o kadar heyecanlandım ki durduk yere. Neyse ki sınıfın genel kanaatine göre hiç bir dersten kalmayacağım, hamdolsun. Bu sevindirici, bu güzel. Biraz üzen şey ise, gençlerin, dersleri daha önce kaç kere aldığımı gösteren yere yazdığım rakamları dersin kredisi zannetmeleri, mesela “diferansiyel denklemler (6)” gibi. Evet, vayaburekoyi.

Kağıdı sakladım, 7′de 7 yapanı yemeğe götüreceğim.

Sadece yön tuşları ile oynanan, gittikçe yükselen temposu ise son zamanların en güzel flash oyun: Grid 16. Oyun sonunda, oyun yetenekleriniz hakkında güzel bir grafik veriliyor. Benim reflexlerim iyiymiş. [via]

Ahmet Turan Alkan soruyor: “Celâdet bahrinde kabadayılığımıza diyecek yok; peki ya nezaket bahrinin neresindeyiz?

Yeni nesil blog platformu Habari’nin 0.4 sürümü yayınlandı. Geçenlerde bahsettiğimiz yeni hazırlanan yönetici arayüzünün de bir kısmı entegre edilmiş bu versiyonda. Hali hazırda bir wordpress -> habari değişikliği için çok erken tabi.

Şahsen yazı ekleme alanında Quicktags olmazsa ne yapayım ben öyle platformu diyorum.

Resim altı yazısı

Gazetelerin birinci sayfalarına bakıyorum Netgazete.Com‘dan, Vakit’te manşetin hemen altındaki resmin altındaki son cümle de şöyle yazıyor: “Şehitlerin anneleri hep başörtülüydü” (25 Şubat 2008).

Bu cümlenin ifade ettiği şeyi, ne kastettiğini en gerizekalımız bile anlıyor değil mi? Resmen ve alenen bölücülük, provakasyon, adilik başka bir şey değil.

Nefret etmek” kullanmaktan kaçındığım bir ifade günlük hayatta, ama yerini bulunca esirgemeyeceksin: Vakit Gazetesi’nden nefret ediyorum.

Recep İvedik, berbat bir film

Kardeşimle gidelim dedik, tüm seanslar tükenmişti cuma günü için. Aynı kalabalık dün de vardı, ama yer bulduk ve seyrettik. Berbat bir film olmuş, belli ki “olmamış” yani. Fragmanının sündürülmüşü mü desem, uzatılmış mu desem bilmiyorum. Komiklikleri fragmanındaki kadar işte bir iki yerde daha güldük belki. Hepsi o. Senaryo zaten tırt, hiç konuşmayalım.

İğrençlik, kaba saba haraketler tahmin ediyorduk ana karakteri bildiğimiz için, de, bu kadar değil yani. Bir iki, üç beş değil; film komple bu iğrençlik üzerine kurulmuş. Hollywood’un gençlik filmleri bile daha klas kalıyor bunun yanında. Elbette beklentim Ezel Akay’ın Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? filmindeki gibi muhteşem replikler, on numara komiklikler değildi; ama bu kadar da kötü olacağını düşünmemiştim. Çok uzun süreden beri ilk defa sinema biletine verdiğim paraya acıdım. Hakikaten, keşke sadece TV de kalsaymış Recep İvedik.

Emret komutanım, maskeli beşler şeyleri, son dönem hababam sınıfı şeyleri, çılgın dersane şeyleri filan. Hakikaten komik bir yerli sinema yapılmayalı ne kadar oldu sorusundan önemlisi, hakikaten komik bir yerli yapımı daha ne kadar daha bekleyeceğiz?

Birisi çeşitli görüntüleri birleştirerek Beyaz hoca hakkında bir video klip hazırlamış: Zekeriya Beyaz kimdir?.

Ben seyrettim ve şu anda, çok değişik sipiritualist duygular içindeyim.

Beyaz bir renk midir?

Kaan Sezyum, Ocak ayında, Radikal Cumartesi’de yayınlanan bir yazısında Beyaz ve Beyaz Show hakkında bir iki kelam etmişti, okuyalım bakalım ne demişti:

[...] Aa, Beyaz! Boş bakışların ve kaçan esprilerin adamı Beyaz. Yıllardır ne etliye, ne sütlüye dokunan, yazılan repliklerini unutan, şakaları şaşıran dili dolanan, ailenizin çocuğu Beyaz. Valla Beyaz bizim evde olsa çok pis zulüm yaşar bu şakacılığıyla. Ama hakkını da yememek lazım. Yıllardır ekranda ve sahnede pişe pişe bi rahatladı. Hatta o kadar rahatladı ki artık hiçbir şey bilmemesini bir avantaj olarak kullandığı ‘Biri bana anlatsın’ , ‘Ben bu denilenleri anlamıyorum’ , ‘Ya neler oluyor?’, ‘Ben mi?’ gibi programlarla ekranları parselledi. Tabii bu noktada diğerlerinin (Şahan, Okan B. gibi) tutarsız ekran performansları da Beyaz’ın tutarlı sıradanlığını parlattıkça parlattı. ‘Beyaz Şov’u kim izler, neden izler anlayamıyorum. Helyum çekip incelen sesler mi komik, yoksa gelen konuklara bir türlü sorulamayan sorular mı insanı merak içinde bırakıyor? Beyaz bize sıradanlığımızı hatırlatan, bizi ileriye taşımayan, heyecandırmayan, hayatımızın sıkıcılığını, yaşadığımız ülkedeki tüm olumsuzlukları, dilimizin otoriteye karşı tutukluğunu, şovenistliğimizi, tek düzeliğimizi, ezilmişliğimizi sürekli hatırlatan gerçekten de beyaz, renksiz, saydam bir ekran figürü. Yıllardır hiçbir konuda net fikrini söyleyip ortalığa bir şey koymadan, sıradan insanların da başarılı olabileceğini, sallarsak başımızı, maaşımızın bize şıp şıp damlayacağı bir dünyanın işaretçisi.

Gelen bayan konukların belli noktalarına bakıp, onların yanına kanepede zorla oturmaya çalışmak komikse, ben buna gülmüyorum, kimse kusura bakmasın. Zaten annenizin ve babanızın sevdiği bir espri anlayışı ne kadar komik ve güncel olabilir? Hani olay şovsa, ciddi görüşümdür, İbo Şov bütün bu sözde talk-şovlar içinde en iyisidir. [...]

Dün gece yatmadan evvel yaptığım zapping turunda denk denk geldim kendisine;

‘Şu anda öğrendiğimize göre operasyonda 44 terörist tesirsiz hale getirilmiş. Ancak bu arada güvenlik güçlerimizin de 6 şehit verdiği haberini üzüntüyle öğrendik. O yüzden programızıı burada kapatıyor ve bu savaşın bir an önce durmasını artık şehitlerimizin olmamasını istiyoruz’

diyerek yayını bitirdi.

Snickers Reklamı: Yeşiller & Kırmızılar

Pazar da güzel başlasın:

Bu reklam videosunu da Wanadoo gösterdi sağolsun.

The Only One Video Clip

Wanadoo gösterdi bu şahane video klibi:

Cumartesi güzel bitsin diye..

Fanatik‘te 5-1′lik hezimetin ardından yapılan Maçın Adamı oylamasında, Ahmet Barusso +3000 oy almış, almaya da devam ediyor. Maça 70. dakikada girdi, penaltıdan şeref golünü attı takımın.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Bölümü öğrencilerinin hazırladığı bir internet portalı MedyaKronik, tekrar yayında. Giriş sayfasında bizi etiket bulutu ile karşılayan sitenin, geçmişte yaptıklarından dolayı”Türkçe İçerik” ve “Türk Medyası” açısından önemi büyük.

Yaklaşık 10 kişilik bir profesyonel ekip tarafından hazırlanan sitenin eski yazılarından derlenerek hazırlanan bir de kitabı bulunuyor.

Muhteşem bir karavan yapmışlar, 2.5 milyon dolar, ama öyle böyle değil garajı bile var: Saray değil, karavan!

Morale-O-Meter

İlginç bir oyuncak. Moral, Sağlık, Uyku, Alkol, Kafein. Hergün puanlıyorsunuz kendinize göre. Ben yeni başladım 2 gün oldu.

Bugün için morale 10 puan verdim ama 65 olsa onu da verirdim.

Bugün, kontejanı dolan ve yaklaşık yirmi dilekçeye rağmen, hoca yokluğundan, dekanlık tarafından konterjan artırımı yapılmayacağı açıklanan bir dersin sayfasına doğru bakıyordum, umutsuz umutsuz. Mezuniyet, yaz okulu, ek sınav durumları şunlar bunlar kafamda bir milyon tilki. Bir yandan da sayfayı F5liyorum habire, niyeyse.

Ve o anda olan oluyor, yumurtaya can veren Cenab-ü Rabb-ül Aleminin izniylen, birisi artık niyeyse dersi bırakıyor ve 70/70 yazan kontejan bilgisini 69/70 oluyor. Tabi, Nahnu bunu affetmiyor boş kaleye topu yuvarlıyor, dersi seçiyor.

Yanlışlıkla mı yoksa bilerek mi bilmiyorum, birisi almak istediğim dersi bıraktı ben bilgisayar ekranına mahzun mahzun bakarken. the Secret gerçek miymiş ya hu? :) Hayatımda nefesimin kesildiği anları soranlara bir cevabım var artık.

O heyecanla telefonu cüzdanı filan bilgisayar labovatuarında bırakıp ders programımı onaylatmaya gittim. Unuttuklarımı geri almaya gelince 10-15 defa kontrol ettim, acaba bu yaşadığım gerçek mi diye.

Dediğim gibi bugün moral’e 10 verdim ama 65 olsa onu da verirdim.

Başbakanlık Basın Müşavirliği her gün basında çıkan haberleri Başbakan’a sunuyormuş. Sunulan haberlere internet üzerinden erişmek mümkün: http://www.bbm.gov.tr/kupur/2008/.

Birinci Sayfalar, haberler ve köşe yazarları şeklindeki sayfalar renksiz olarak .pdf formatında hazırlanmış, kronolojik olarak tasnif edilmiş.

Eski dostumuz Bay Heilemann yeni nesil blog platformu Habari için bir yönetici arayüzü (admin panel) üzerinde çalışıyor, bilenler bilir.

Bu arayüzün son hali ile ilgili bir video var şimdi: Monolith Screencast. Fevkaladenin fevkinde! Muhteşem.

Hep dillendirilen bir konuydu bu; dünya üniversiteleri arasına girebilen kaç üniversitemiz var diye soruluyordu. Mutluyuz, gururluyuz; ilk 500′de 3, ilk 1000′de 9 üniversitemiz var artık.

Hızlı habercilik ve rekabetin empoze ettiği bir duygu

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök bir vesile ile demiş ki;

[...] Ama verdiği “provokasyon örneklerine” bir bakın.

Bir sapığın zehirli şırıngayla kızlara saldırması.

Şehir hatları vapurunda ve Akmerkez’de namaz kılanlar.

Hürriyet Gazetesi, bu üç haberin hiçbirini yayınlamadı.

Sadece sapık haberini 2 gün sonra valinin açıklamasıyla verdik.

İnternet sitesi, hızlı habercilik ve rekabetin empoze ettiği bir duyguyla koydu, ama uzun uzun tartışıp gazeteye koymadık. [...]

Dikkatimi çeken şey Özkök’ün bahsettiği konu veya gündem değil.

Kalınlaştırarak işaretlediğim yerleri tekrar okuyalım: “İnternet sitesi, hızlı habercilik ve rekabetin empoze ettiği bir duyguyla koydu”. Bahsettiği internet sitesi, Hürriyet Gazetesinin İnternet Sitesi: hurriyet.com.tr.

İnternet sitesini boş geçin, onu habercilik bağlamında değerlendirmeyin” mi demeye getiriyor ne yapıyor anlamadım. Gazetelerin internet sitelerinin güvenilir olmadığının, bu sitelerin referans olarak gösterilemeyeceğinin itirafıdır bence bu cümle.

Hızlı habercilik ve rekabetin empoze ettiği bir duygu“, asparagas ve yalan haber için geçerli mazeret midir? Böyle bir şey olabilir mi?