Aralık, 2007 yazıları

Yılsonu

Geçtiğimiz kurban bayramı sabahında, aküsü biten arabayı vurdurmak için iterken egsozdan çıkan ilk gazı yuttum. Nasıl olduğunu bilmiyorum, bir anda oldu bitti. Yuttum, ve zehirlendim.

Noel baba, hindi yemeği, çam ağacı hurafesi, şampanya patlatma, milli piyango, tam saat 24.00′ün bitimindeki bağrışmalar“, bunların memleketimin insanları arasında gezmesi de böyle bir zehirlenme sanırım. Nasıl oldu, hangi arada yutturdular, yedirdiler bünyeye kimse hatırlamıyor. Herkes farkında saçma bir şey olduğunun, herkes bilincinde, ama bile bile lades deniyor. Anlamlandıramıyorum.

Türkiye dindarlaşıyor deniliyor, Selena‘daki küçük kız Noel Baba gerçek diye diretiyor, Milliyet Gazetesi kumar oynamaya ve içki içip dağıtmaya fetva için ulema ulema geziyor, kampüsümdeki çamlardan birisine ışıktan gelinlik giydirmişler, su boyu‘nda 1.80′lik Noel Baba.

Bu hengamede bana düşen ise EsPark’taki ışıktan geyikle hatıra fotoğrafı çektirmek, İsevi arkadaşlarımın Noel’ini kutlamak ve televizyonu kapatmak. Mutlu yıllar ve mümkünse beni 2007′de indirin.

Habertürk’ün sitesinde üye olmayan kullanıcılar Misafir rumuzu ile gösteriliyor. Cevap vermek istedikleri zaman, cevap verdikleri yorumun yazıldığı saatten hareketle “Misafir 17.36 süpermiş, hehe“, “Misafir 23.12 sen önce kendine bak…” filan diye cevap yazıyorlar. Habertürk zaten ilginçti, yorumcuları ile overdose olduk.

“Polemik”

Eureka! Bahsettiğim yazıyı buldum. Üstad Cemil Meriç’in Bu Ülke adlı eserindeymiş.

İrfanımızı istila eden, bulanık lafızlardan biri de polemik. Dilimize bir harami sessizliğiyle giren bu yabancı misafirlerin ifşa, daha doğrusu ispat ettikleri tek hakikat: aydınlarımızın hafsalaya sığmaz gafleti. Her telkine açık, tembel ve serseri bir tecessüs… Nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanıyoruz, ideolojilere ve kelimelere. Tanzimat nesli, hiç olmazsa bu bahiste, iffet ve haysiyetini korumuş. Kalktığını iddia ettiğimiz Kapitülasyonlar, ruh dünyamızda yaşıyor, hem de bütün habasetiyle. Alafrangalık, zevki ve tefekkürü dumura uğratan bir kabuk.

Polemik, Yunanca’dan geliyor: Polemikosh savaş demek. Fransızca’ya 1584’te girmiş (Chanson polémique: savaş şarkısı). Hem sıfat hem isim. “Kamus-u Fransevi”nin verdiği karşılık: “münakaşa-i kalemiyye”; TDK sözlüğünün: “açık tartışma”; Meydan-Larousse: “oldukça sert nitelikte kalem tartışması”, diyor. devamını okuyun …

Döneklik ve Polemik

Ahmet Hakan Çoşkun uzun zamandır “bulaşan adam“dır gözümde. Bu seferde “Diyarbakır’ın adı Amed olabilir” dediği iddia edilen Mümtaz’er Türköne’ye bulaşmış: Dönekliğin Raconu.

Dönebilirsin, en doğal hakkın, ama nasıl döndüğünü çık mertçe açıkla” filan diyor mealen. Türköne’de ben öyle bir şey demedim dediği halde (Amed mi, Diyarbakır mı?), demediği şeyler üzerinden kendisi ile polemiğe giren Hakan Coşkun’a güzel bir cevap yazmış: Dönekliğin Hesabı. Ben beğendim. (edit; Ahmet Hakan tekrar yazmış: Mümtazer bana ‘eyyamcı’ demiş)

Bir polemik’te Hıncal Uluç ile Mehmet Demirkol arasında var şu sıralar, ama ne dünyanıza ne ahiretinize faydası olacak laflar. Uluç’tan (İhtiyacın yok Mehmet!) ve Demirkol’un cevabı (Senin de yok Hıncal Abi). Kişisel meseleleri ile köşeleri doldurup günü kurtarıyorlar işte.

Polemik” ile ilgili şahane bir yazı vardı, Cemil Meriç’e aitti sanırım, hatırlayamadım tam. Bulursam, şeyaparım inşallah.

“Nazarlarınızı haramdan koruyun”

“Sedd-i zerâî”, fenalıklara ve günahlara götüren yolları tıkama, harama sebep olabilecek fiillerden kaçınma demektir. Mesela, zina büyük bir günahtır. Harama nazar bu günaha götüren bir sebep olduğu için o da günahtır ve yasaklanmıştır.

Bunun için, Kur’an-ı Kerim, “Zina etmeyin”, “Yetim malı yemeyin” emrini ifade ederken “Zinaya yaklaşmayın“, “Yetim malına yaklaşmayın” şeklinde seslenmekte ve neticede günaha götürebilecek atmosferden uzak durmayı emretmektedir.

Evet, göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; tahayyül tasavvura dönüşür, o da gidip taakkulle belli bir kalıba dökülür, bir kılıfa girer.. ve sonra bu vetire insanın iradî davranışlarına tesir eder; el tutar, ayak gider… Dolayısıyla, daha tahayyül durağında iken günahın önü kesilmeli; onun tasavvura ve sonrasına ulaşmasına mani olunmalıdır. Mesela; harama nazar önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. Biraz gayret etseniz bakmamaya katlanabilirsiniz. Gözünüze ilişen çirkin bir manzaradan sıyrılma, iradenizin belini bükebilecek kadar büyük bir yük değildir; gözünüzü kapamaya irade gücünüz yeter. Fakat, nazarlarınızı haramdan çevirmez, kendinizi o işe salar ve bir “bakma tiryakisi” olursanız artık geriye dönme ihtimaliniz azalır. Hele bir de gözünüzden zihninize akan manzaraları tasavvurla, taakkulle besler ve büyütürseniz sahilden ayrılmış sayılırsınız. Ondan sonra geriye dönmek çok daha büyük cehd ü gayret ister. Şair bir arkadaşımın, “İsyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni” dediği gibi, Allah muhafaza, o günah deryası, dalgaları arasında sizi evirir çevirir ve kıyıya çıkmanıza izin vermez.

Tam günah eşiğinde ve uçurumun kenarında iken geri dönebilen ve büyük bir felaketten kurtulan yiğitler de yok değildir. Mahşerin dehşet verici tehlikelerinden Allah’ın gölgesine sığınarak korunacak olan yedi grup insan anlatılırken, böyle bir iffet kahramanına da işaret edilmektedir. Zira namus ve haysiyetini muhafazada fevkalâde hassas ve şehevânî isteklerine karşı alabildiğine kararlı o babayiğit, güzellik ve servet sahibi bir kadının günaha davetini “Ben Allah’tan korkarım” çığlığıyla reddedebilmiş ve irade ile aşılamaz gibi görünen bir akabeyi aşabilmiştir. Evet, iffetli bir insanın ortaya koyduğu böyle bir kahramanlık herkese müyesser olmaz. Bu haller, çok istisnaî olan irade zaferleridir. O türlü durumlarda devrilmeme her insanın ulaşabileceği bir başarı değildir. Pek çokları o kaygan zeminlerde ayakta kalamaz ve yıkılır. Dolayısıyla, daha o noktaya kadar götürmeden meselenin önünü almak gerekir. (Zaman, Kürsü)

Hayırlı cumalar.

Butto, artık yok!

Yılların Benazir Butto’su artık yok. Pakistana dönüşü sonrası sırf onu yok etmek için yapılan saldırılarda 200′ün üzerinde ölü belki iki üç misli yaralı var. ABD, ortadoğunun arkasında bir kazan kaynatıyor, dumanı kimlerin gözünü yakacak, ömrü olan görecek. Copy Paste departmanından arkadaşlar, iki yazıdan bir kaç cümle hatırlattılar.

“Butto’yu kim, neden öldürdü?”, İyi Bilgi.

[...] Küresel bir başka okuma ise bölgeyle ilgili. Pakistan önemli bir coğrayaya hakim. Ortadoğu’nun bir anlamda kapısı olduğu gibi ABD’nin hassasiyet sahibi olduğu Çin ve Hindistan konularında da sağlam bir geçit.

ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in ve müttefiklerinin özellikle İran, Irak, Suriye resmi üzerinden Pakistan’a bakışları da çok önemli. Butto’nun öldürülmesi bu resmi bozabilir. Pakistan bu bağlamda “düşmesi” tüm dengeleri alt üst etme potansiyeli taşıyor.

Arkası çökmüş bir Batı kontrolündeki Ortadoğu bir çok beklentiyi boşa çıkarabilir. Kaldı ki Çin’in ve Hindistan’ın bile Pakistan’dan enerji konusunda beklentileri vardı.

Pakistan kaosu Butto’yu kimin öldürdüğünü belki “şahıs” olarak ortaya çıkarabilir. Ama perdenin arkayı gösterecek biçimde açılması zor. Bize düşense “cive” Pakistan halkının bu işten en az yara ile kurtulmasını temenni etmek.

Ve Zaman’dan Ali Ünal’ın Gelişmeleri nasıl değerlendirmeli?” başlıklı yazısından vurucu bir cümle:

[...] Yakın vadede ise, yine “el-Kaide terörü” bahane edilerek sıra sanki Pakistan’a gelmiş gibi görünmektedir. [...]

Son günlerde adam gibi bir yazı yazamıyorsam, telefonlara çıkmıyorsam tek sebebi şu Galactic Magnate adlı onlayn monopolydir. Bildiğin borsa oyununun uzayda geçeni, çok tırt ama zevkli. 2.3 Mbart lık bir dosyayı indiragandi yaptıktan sonra benimle kapışma şansını yakalıyorsunuz.

ERKE Firması buluşları olan Erke Dönergeci’ne göre çalışan ilk ürün olan elektirik üretecini bu yıla yetiştiremeyecekmiş. Nasip kısmet meselesi tabi. Erke Dönergeci ve konunun detayları.

Ramazan-ı şerif’in başlangıcındaki hilal’i görme meselesi bayramlarda da kafaları karıştırıyor. Bu hilal’i görme meselesi üzerine güzel bir yazı okudum: Hilali görmeyenin bayramı caiz mi?

Müthiş detaylı panaromik manzaralar arasında kaybolmak için: GigaPan. Carnegie Mellon University ve NASA Ames Intelligent Robotics Group ile birlikte çalıştığı projeye Google’da destek veriyormuş. [via]

Yeni oyun dergisi Oyungezer ilk sayısında 7000 kopya satmış. Sıfır reklam ve sadece kulaktan kulağa yayılan haberler ile bu sayıya ulaşmışlar. Bunun üzerine bir güzellik yapmışlar ve ilk sayının bir kopyasını yayınlamışlar; Oyungezer Dergisi, Sayı 1 (.pdf) .

Yeni YÖK başkanı Prof. Dr.Yusuf Ziya Özcan öğrenci dostu, babacan şen şakrak bi insanmış. Bilimum rivayetler için Ekşi Sözlük (Yusuf Ziya Özcan) ve Orta Kantin (Yusuf Ziya Özcan).

Herkesin aklına gelmiştir “Buradan dibe doğru kazsam kazsam nereye çıkarım” diye. Google Maps ile yapmışlar: Dünyanın öbür tarafında ne var?

Sylar havası

sylar heroes volume 1

Bugün N. hanımla Media Markt‘da fırın filan bakarken bişey keşfettik. Mini ve mikrodalga fırınların timerlarını çalıştırarak ortama Heroes tadı vermek mümkünmüş. Bu timerların çıkçıkçıkları aynen Sylar‘ı hatırlatıyor.

Bunu kim keşfetti, tabiki de ben!

Şimdi ayaklarımı yere sürtüp sürtüp yıldırım atma olayını çalışıyorum, Elle gibi, henüz 3mm’den öte atamıyorum. Ama azim ile şeyapan neler yapmazmış.

Milletvekilleri Elektronik Posta Adresleri

Bir işiniz düşer, bişey sormak istersiniz diye; lazım olur dursun: 22. Dönem Milletvekillerinin e-mail adresleri listesi.

Hürriyet Gazetesi Köpekbalığı mı?

İnternethaber’den Günsel Günhan, Hürriyet Gazetesi’nin son dönemde yaptığı yalan haberler üzerine güzel bir yazı yazmış ve 15 yalan haberi listelemiş.

Fotoşop Kursu

Bobiler‘de beleş photoshop kursu veriliyormuş. Daha güzel montelere uzanmak için. (sanırsam üyelik icap ediyor.)

Kürk mantodan nefret etmeniz için bir sebep daha

İnsanlar bazen baskı altındadır. Bazen canları sıkılır. Bazen kendilerini ifade etmek için yetersiz kalırlar. Bazen de Nahnu.org’un şu iki üç gündür bozuk olan RSS çıktıları gibi, bir şeyler anlattığını zanneder ama bir şey anlatmaz. Gülesim geldi. İnsanın bloguyla aynı şekilde tökezlemesi. Belki bir iki eklentimi kapatırsam düzelirim.

Uykuya dalarken aklımda tek bir şey, hiç kürk mantoyla yatılır mı?

Pazar sporu

Bir illegal iş yapalım, Galatasaray - İstanbul BB maçını internetten seyredelim dedik. Demez olaydık. Evvela DNS ayarlarımı değiştirdim. Rahat rahat Sopcast‘e bağlanayım diye. Sopcast linkleri çalışmadı. TvU Player için bir link buldum. Gayet net ve kesintisiz bir görüntü elde etsem de, görüntüyü paylaşan embesil maçı kendi seslendirmeyi tercih ettiği için sesi kısıp, Ali Ferahbod‘un anlatımı ile bi bütünlük yakalamaya çalıştım. Ama senkronlayamadığım için Ali Ferhadbod 30 sn önden gitti. İkinci golü öğrendiğimde dayanamayıp TvU daki eşeğin yorumunu bekledim. “Ahanda gol olduu taburegoyiiiim, yihihiyihyih…” diye kriz geçirirken, oracıkta yığılıp kalır, beni de bi şekilde tanık filan yazarlar diye kaçtım, hemen kapattım TvU’yu, benim peşimden o da kapatmış zaten. Sizin anlayacağınız beceremedim, maç mundar oldu.

hasan şaş sabah gazetesi Zaten maçı güç bela Ümit Karan’ın son dakikadaki klas golü ile berabere bitirdi Galatasaray. Namağlup olarak İlk yarıyı bitirirse şahane olacak, ama bu ünvanı Fenerbahçe karşısında kaybaderse kötü olacak. Aklıma gelmişken, Ümit’in gol vuruşundan önceki haraketini, topu alıp dönmesini, çok beğendim.

Hasan Şaş’ta hakeme ve bir çok başka olaylara kızmış, “Devre arasında gidicem ben bu diyarlardan” demiş. Hakan Şükür’de bu kararından vazgeçirmek bizim görevimiz demiş. Çok enteransan bir adam bu Hasan Şaş, en az Hakan Şükür kadar, ikisini de severim. Ama bahsettiğim açıklamayı yaparken, mimikleri Fatih Terim’i andırdı bana. O yüzden hafiften tırstım. Sanırım spiker de hafiften tırstı.