Ekim, 2007 yazıları

Maka Maka, Google’ın Facebook’a cevabı

Google bu zaman kadar “Maka Maka” kod adıyla Facebook türevi bir şey için hazırlıyormuş, bir başka sosyal ağ projesi.

Aynı zamanda kullandığınız bir çok Google servisinin (reader, share, calender) servisini bir arada kullanmanıza yarayacak bu proje 1 Kasım’da duyurulacakmış.

Proje resmi olarak OpenSocial olarak isimlendirilmiş.

Calgon’u doğru tut!

Çarşamba günleri kadın programları günüm oldu otomatikman. Projelerim üzerinde çalışırken, annemle birlikte kadın programlarına göz gezdiriyorum gayri ihtiyari. Aslında o da seyretmiyor ama odada ses olsun diye açıyoruz. Bazılarının içinde tanıtıcı reklamlar da oluyor. En tazesi şöyle birşey;

Calgoncu: Bildiğiniz gibi, Türkiye’deki suların yüzde sekseni kireçli…
Seda Sayan: Kireçli anam kireçli… Hep kireçli..

Bu “reality show”ları seyredenlerde iki tür reaksiyon gelişiyor. Kimisinde baş ağrısı, karın ağrısı ve hatta ilerleyen dönemlerde mide yanması gibi semptomlara görülüyor; kimisinde ise sinirlerin alınması sonucu pırıl pırıl olma, bir güzelleşme ve hatta hayata daha bir pür neşe ile sarılma gibi bir durum söz konusu. Ben şahsen ikininci guruptaki “kimisi”ne dahil oluyorum.

Seda Sayan bacımın da dediği gibi “Calgon’u doğru tuttuğumuz sürece” hayat çok şahane, kireçsiz ve berrak.

Facebook ne zaman sıkıcı olur?

Facebook ne zaman sıkıcı olur, sağ kolonda şunları görünce:

  • 33 friend request
  • 12 friend detail request
  • 76 group invitations
  • 21 cartoonify invitation
  • devamını okuyun …

Propaganda Sazanlığı

Terör örgütü tarafından kaçırılan askerlerimizin fotoğrafları jet hızıyla servis edilmiş. ANKA haber ajansı tarafından gazetelere satılan fotoğraflar malesef bir kaç gazetemizin internet sitesi tarafından da yayınlanmaya başladı. Bu düpedüz ahmaklıktır! Zaten istenen bu, gergin havanın sürmesi, devam etmesidir. Bunları yayınlamak, pasif propogandadır. İnsanları paniğe sevketmek, gerilimi sürdürmek, olağandışı bir hava estirmek.

Haberleri seyredip de haleti ruhiyemizin bozulmaması mümkün değil. Ama memleketin bir an evvel olağan hale dönmesi gerek. Devletimiz, hükümetimiz ve askerimiz zaten gerekeni yapacaktır, yapıyordur. İnadına bir normalleşme gerek millete. Teröre en etkili cevap budur. Gece yarısı konvoy oluşturup korna çala çala, bağıra çağıra tepki göstermek hiç bir işe yaramadığı gibi düpedüz, en hafif deyimle, avereliktir. Bana sorarsanız tamamen gerizekalılıktır.

RTÜK Tv’ler için bir dizi yasak getirmiş bu tür haberlerle alakalı. Hak vermemek elde değil. Psikolojik bir rahatlama lazım. Hain pusudan sonra kaçırılan askerlerimizin fotoğraflarını yayınlamak gazetecilik değildir. Ekmeğe yağ, bal çalmaktır. Askeri aciz göstermektir. Psikolojik harpte kendi kalene gol atmaktır. Şahsen bu fotoğrafları yayınlayan (başta Milliyet ve Zaman), gazetelerin internet sitelerini ve yöneticilerini bu basiretsizliklerinden dolayı kınıyorum, İnternetHaberCom‘u bu uyarısından dolayı kutluyorum.

(edit: Zaman Gazetesi gelen tepkiler üzerine fotoğrafları sitesinden kaldırmış, gelen tepki yorumlarını da silmiş. )
(edit2: Milliyet Gazetesi konu hakkında bir açıklama yapmış)

Referandum Sonucu - 2007

Referandum sonucu için NTVMSNBC sayfası: Referandum 2007. % 100,00′ü açılan sonuçlara göre referanduma katılanların % 69,12’si “Evet” oyu vermiş.

Yani bu ne demek? Bu şu demek, 12. Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Hayırlsı olsun bakalım.

Referandum sonuçlarında göze çarpanlar, açılan sandıklara göre:

  • Katılım oranı: % 67,32
  • İzmir, Tekirdağ gibi geçen seçimde diğer partilerin ağırlıklı olduğu yerlerde Hayır‘lar daha fazla
  • Konya Kayseri gibi Ak Parti’nin kalesi sayılabilecek illerde %80′lere varan Evet‘ler var

Başka bir şey değil, sadece dua

Memleketin evlatları düzine düzine şehit ediliyor. İçim acıyor, üzülüyorum. Şehadete eren kardeşlerim için üzülmüyorum, onlar peygamberlikten sonra en üstün makama eriştiler, ben öyle inanıyorum. Ben, geride kalanlara ve kendime üzülüyorum. Evde oturuyorum, yapabileceğim hiç bir şey yok.

Ne olabilir diye düşünüyorum. Blogumu kullanarak ne yapabilirim mesela, ne yapabiliriz. Diğer blog yazarları ile birlikte hareket ederek bir metin hazırlasak, aynı başlıkla, aynı etiketlerle bunu yayınlasak, technorati’de liste başı olsak ve bu adiliği görmezden gelen dünyanın gözüne gözüne soksak. Yapılabilir mi böyle bir şey? Bilmiyorum belki de saçmalıyorum. Ben ne dediğimi bilmiyorum.

Esasında ben başbakanı karşıma alıp konuşmak istiyorum. Yav ne yapacaksanız yapın artık sayın başbakanım demek istiyorum. Yetti artık esip gürlemeler, birşeyler yapın artık demek istiyorum. Muhalefetin liderlerini karşıma alıp bugün elele vermezseniz ne zaman demek istiyorum. Bu üzerinden ekmek yenecek, oy toplanacak bir iş değildir demek istiyorum. DTPlilere ayrıca fırça çekmek, adamı hasta etmeyin, neyseniz deyin de bilelim, daha fazla kıvırmayın demek istiyorum. İstiyorum ama dostlarım istemeyle olmuyor. Keşke gerçekten yapabileceğim bir şey olsaydı.

Habire itidal çağrısı, habire başsağlığı dilekleri. Duydukça önemini yitiriyor kulaklarımda.

Allahım! Kurut şu şer çetesinin köklerini ne olur, memleketim dört bir yanına huzur, asayiş ve güven ver yarabbim. Devletimizi idare edenlere de basiret ver, feraset ver Allahım. O şehit olan gencecik kardeşlerime de makamların en güzellerini ver ne olur. Ailelerine de sabır ver. Amin, amin, amin.

İdare edemem anne çılgınlığı

Facebook‘da 1500 üyeyi çoktan geçen Yaman aç yatmasın! grubuna davet edilince farkettim:

(edit: olay nedir ne değildir’i annesinin blog yazısından okuyabilir: aslıberry’den alıntılanmış ekşisözlük entrysi)

İdare edemem anne diyen Yaman o kadar çok sevilmiş ki, bir çok taklidi çıkmış piyaaya. İnsanlar Yaman’ı taklit ederek kendi idare edememlerini hazırlamışlar. Youtube’da bulduğum bir kaç farklı idare edemem versiyonu içersinden top 5′imi yaptım:

5 numara

devamını okuyun …

Pushing Daisies

pushing the daisies

Pushing Daisies‘in ikinci bölümünü başlattıktan sonra tam yukarıdaki görüntüde durdurup, içecek bir şeyler almak için mutfağa gitmiştim. Geri geldiğimde annemi elinde iki şiş ve bir yumakla ekranda bir şeyi incelerken buldum. Meğer görüntüdeki kadının üzerindekinin “örneğini” alıyormuş. Güldük gece gece.

pushing the daisies

Bu arada bizim çok sevdiğimiz bu dizi hakkında bir yorum, ekşi sözlükten auroriel yazmış;

izleyeni neşelendiren, iyi şeyler düşünmeye iten, eğlendiren; mesaj kaygılı sürüyle dizi arasında kafanızı boşaltmanıza yarayacak tatlılıkta ve güzellikte yeni abc dizisi.. çok canlı renklere sahip diziler ve filmlere karşı yıkamadığım bir önyargım var. bu sefer de bu diziyi olması gerekenden çok sonra farketmeme neden oldu bu… bilseydim ki canlı canlı renklerle bezenmiş, masalsı, naif bir hikaye beni bekliyor, durur muydum ben be?! the hitchhiker s guide to the galaxy’deki rehberin sesini andıran oldukça esprili bir dış sesin eşliğiyle, dizinin masalsı havası daha bir katmerlenmiş.

lee pace.. ned karakteri onun için yazılmış sanki (ki zaten wonderfalls’te de bryan fuller ile çalışmışlığı varmış). lütuf mu lanet mi olduğu anlaşılmayan gücüyle nasıl başa çıkacağını pek bilmeyen bu nedenle kendisini hayattan soyutlamayı seçmiş ned’e karşı daha en başından sempati beslemeye başlıyorsunuz, adam çok tatlı bir kere, esprili, vs… (hemen ilk bölümden alıp eve götüresim geldi be.. )anna friel.. sadece güzel ve tatlı yüzünü izleseniz bile yetebilecek bir kadın.. chi mcbride ise, senelerce ciddi gözükmeseymiş, ciddi rollerde oynamasaymış keşke dedirtecek kadar eğlenceli bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

kısacası tatlı, saf, eğlenceli, masal gibi olması nedeniyle çekimine kapılmamanın neredeyse imkansız olduğu bir dizi olmuş bu.. bayıldım … #

Nasıl bir şey olduğunu merak edenler için, You Tube‘deki 3 dakikalık videosu, extended promo.

Pilli Network‘ün dizi sitesi 22 Dakika‘da da dizi ile alakalı bir şeyler mevcut:

İlk 3 bölümü için torrentleri mininovadan bulabilirsiniz, ama divxplanet’te sadece ilk bölüm için Türkçe altyazı var.

BarCamp Istanbul neden cumartesi?

barcamp istanbul

Programcılar, reklamcılar, tasarımcılar, girişimciler, yatırımcılar, basın mensupları, medya ile uğraşanlar, web 2.0 ile uğraşanlar, pazarlamacılar, bloggerlar, mühendisler, akademisyenler, öğrenciler ve internet meraklıları; web, teknoloji, telekomunikasyon, medya 2.0, internet reklamcılığı, interaktif medya, pazarlama, tasarım, web 2.0, zengin kullanıcı arayüzleri vb. gibi konuları konuşmak üzere yeni nesil bir etkinlik olan BarCamp çerçevesinde buluşuyorlar.

BarCamp’ın Türkiye ayağı yarın (20 Ekim 2007 Cumartesi) 13:00 - 17:00 arası Bahçeşehir Üniversitesi Besiktaş Kampüsü / Fen Edebiyat Fakültesinde yapılacak: BarCamp Istanbul ‘07.

Eğer pazar günü olsaydı bir başka davet ile birlikte İstanbul’a gitmek için çok şahane bir sebep teşkil edecek bu etkinliğe cumartesi günkü işlerimdem dolayı katılamayacağım. Tabiki organizatörlerin bileceği iştir, ama neden pazar günü tercih edilmedi bilmiyorum. Şehirdışından gelecekler için daha uygun bir gün olurdu pazar. Yenisine inşallah :)
BarCamp için bir de Facebook Grubu oluşturulmuş.

Ciddiyse çok komik, şakaysa hiç komik değil

Türk spor medyasını anlamakta güçlük çekiyorum. Futboldan insanı soğutuyorlar. Temelsiz mesnetsiz, akla geldiği gibi yazan köşe yazarları ve muhabirler. Alın işte çok okunan bir yazarın yazısının başlığı ve çok okunan gazetenin manşeti. Norveç maçı öncesi yazılacak şeyler mi bunlar:

En güzeli, Verkaç gibi futbol bloglarını takip etmek galiba.

Ermeni Soykırımı iddialarını resmen tanıyan ülkeler

Nancy Pelosi ile alakalı bir şeyler bakarken, Vikipedia‘da parlementolarının sözde ermeni soykırımını “resmen” tanıdığı ülkeleri gördüm: ABD, Arjantin, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, Güney Kıbrıs Rum Kesimi,İsveç, İsviçre, İtalya, Kanada, Lübnan, Rusya Federasyonu, Slovakya, Uruguay, Yunanistan, Polonya, Venezuela ve Şili.

Merak ettiğim konu, biz bu ülkelere ne gibi yaptırımlar uyguladık, ne gibi bir tavır aldık?

İlave bir not: Wikipedia’da ilginç bir paragraf başlığı; Influence of the Armenian Genocide on Adolf Hitler.

İyilik Defteri

Alev Alatlı, Nancy Pelosi ile alakalı ilginç bir detay aktarmış, İyilik Defteri:

(c) new york mag

[...]

“Hanımağa”, siyaseti, Baltimore’da (Maryland) belediye başkanlığı yapan babası Thomas D’Alesandro’dan öğrenmiş.

Evlerinde üzerinde el yazısı ile “İyilik Defteri” yazan bir defter varmış; babası kadını bu deftere sorunlarını çözdüğü misafirlerinin - adlarını ve iyiliğin cinsini günü geldiğinde karşılığını talep etmek üzere kaydetmekle görevlendirmiş.

Pelosi, bu uygulamayı aynen sürdürmüş; örneğin, Ermeni tasarısı gibi konuda oy mu lâzım, bütün yaptığı telefonu açmak, “iyiliği dokunduğu” birisinden oy istemek.

Söz konusu “iyilik” de hemen her zaman para. [via]

Malumunuzdur, Nancy Pelosi “‘ [...] Ben 20 yıldır kongredeyim ve 20 yıldır herkes aynı şeyi söylüyor. Türkiye’nin Soğuk Savaş’taki stratejik konumunu. Bu, eski Sovyetler Birliği’nden önceydi. O zaman Türkiye’nin stratejik konumu ve ilişkilerimiz için bunu geçiremedik. Daha sonra 1. Körfez Savaşı geldi. Sonra başkan Bill Clinton döneminde uçuş hakkı ve boru hattıydı. Şimdi 2. Körfez Savaşını öne sürüyorlar” [...]“ diyerek, Ermeni tasarısını genel kurula, 22 Kasım’dan önce getireceğini söyleyen Birleşik Devletlerin Temsilciler Meclisi Başkanı. Pelosi’nin bu laflarının ardından, Alatlının yazısını noktaladığı paragraf tam yerini buluyor:

[...] Hal buyken, önümüzdeki günlerde ABD’ye yolculamaya hazırlandığımız Başbakan’ımız, orada kime/kimlere nefes tüketecek? Başbakan’ımızın bu seyahatinden beklenen nedir? Amerika’da kimin/kimlerin yaptırım gücü var? İktidar, kimde/kimlerde?

Meraklısına ayrıca not, Alev Alatlı’nın “Bu kadınla işimiz var” başlıklı yazısının ikici bölümü var.

Referandum

referandum Memleket 21 Ekimde referanduma gidecek.

Hayatımın ilk referandumunu da muhtarlık naklimi geciktirmem yüzünden kaçırmış olacağım böylece. Ama çok da üzülmüyorum, zira Başbakan sağolsun referandumla yaşamaya alışacağız mealli bir açıklama yaptı. Yenisine inşallah,hehe.

Peki referandumda millet neye evet veya hayır diyecek? Ekseriyetle 22 Temmuz öncesinde meydana gelen Cumhurbaşkanlığı krizine sebep olan anayasa maddelerine ayar çekilecek, kimisi komple değiştirilecek. Referandumda oya sunulacak değişiklikler ve düzenlemeler şöyle [via];

  • Genel seçim döneminin 5 yıldan 4 yıla indirilmesi.
  • YSK’ya, Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesiyle ilgili düzenlemeler için yetki verilmesi.
  • TBMM’deki toplantılarda 184 dışında toplantı yeter sayısı aranmaması.
  • Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin 5 yıla indirilmesi, iki defa aday olabilmesi.
  • Meclis dışından 20 milletvekilinin yazılı teklifiyle veya oylarının toplamı yüzde 10’u geçen siyasi partilerin ortak aday gösterebilmesi.
  • Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişiğinin kesilmesi.
  • Cumhurbaşkanı seçim takviminin, görev süresi dolmasından 60 gün önce başlaması. Makamın boşalması halinde yine 60 gün içinde seçimin tamamlanması.
  • Geçerli oyların yüzde 50’den bir fazlasını alan adayın ilk turda Cumhurbaşkanı seçilmesi.
  • İlk turda çoğunluk sağlanamazsa, ikinci turda en çok oy alan iki adayın yarışması.
  • Yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar, süresi dolan Cumhurbaşkanı’nın görevini sürdürmesi.

Geçen akşam haberlerinde seyrettim, soruyorlar vatandaşlara, kimsenin haberi yok. Referandumdan haberi olmayanlar bile varken, içeriği kaç kişi biliyor diye düşünmek bişe boşa.

İçeriğin en önemli maddesi tabiyatiyle, Cumhurbaşkanlığını halkın seçmesine kapı açan madde. Bunun bu seçim sisteminde gerekli ve işlevsel olup olmadığını yaşayarak göreceğiz. Zira, referandumdan kocaman bir evet çıkacak kanımca.

Vatana millete hayırlı olur umarım.

Davulcu

davulcu davul ramazan Az evvel bir adam geldi kapıya elinde davuluyla. “Buyrun..” dedim, “Davulcuuu..” dedi.

“Hmm anladım. Tamam…” dedim, kapıyı kapatıp, gözetleme deliğinden gidip gitmediğine baktım. Gitmedi.

Kapının önünde bekliyor. İri kıyım da bi kimse kendisi, yani, kapıyı iki bilemedin üç omuz darbesi ile aşağı alabilir. Bizim kapı ahşap zaten. Aynı zamanda kapı komşumuz olan ev sahibemiz, “Nasıl olsa kiracıya vereceğim” diye lüzüm duymamış. Kendi dairesinin kapısı çelik ama. Tabi hakkını yememek lazım, bize taşınırken, “İsterseniz şimdi yaptırın baharda düşersiniz kiradan” dedi. Ama annem anlamadığım bi şekilde “Ya ben parasını baharda geri alacağım çelik kapıyı ne yapayım” diye istemedi. Ev sahibesi yine de taktırmayı düşünürsek kapıcıya danışmamızı söyledi.

Meğer bizim kapıcı eskiden çelik kapı montajında çalışıyormuş, kapıcının eski işinin de kapıcılık olması ilk duyduğumuzda bizim de dikkatimizi çekti. İyi bi insan, ramazan boyunca pidemizi eksik etmedi sağolsun. Hattızatında biz bir pideyi, iki kişi zor bitiriyoruz annemle. Hele annem o gün börek, çörek filan da yapmışsa hep kalıyor. O yüzden bir gün aldık, bir gün almadık. Pide de sıcak sıcak, ramazanda çok güzel giden bişey, biliyorum ama, annemin ıspanaklı böreğinin yanında lafı bile olmaz. Annem diye söylemiyorum çok güzel ıspanaklı börek yapıyor. Ben istedim diye bazen iç malzemesine beyaz peynir de koyuyor biraz, çok şahane oluyor.

Geçen gün marketteki dondurulmuş gıda reyonunda küçük kardeşime patates kroket bakarken hazır paçanga böreği gördüm. İçindekilere bakınca farkettim, “Annemin ıspanaklı böreğinin içine pastırma koysak tam paçanga oluyo o zaman” diye düşündüm. Aslında benim bildiğim paçanganın içinde ıspanak olmuyor. Arasıcaklar kategorisindeki paçanganın muhtevası, erimeye meyilli bir peynir ve pastırmadır. Benim bildiğim bu şekilde en azından. İşte, patetes kroket bulamadıysam da, şahane bi fikir buldum et ve et ürünleri delisi kardeşim için, güzel bir süpriz olabilirdi bu ıspanaklı-pastırmalı-peynirli paçanga. Bir de fırına sürerken üzerine minnacık tereyağı bırakıldı mı tam süper olurdu.

Küçük kardeşim Ankara’da yatılı bir okulda, hafta sonları geliyor. Gelince evde bir bayram havası. O bizi, biz onu özlüyoruz hafta içi. Liseli oldu; okulunun biyoloji olimpiyat takımına girdi şimdiden, hücre şöyle, mitoz bölünme böyle diye ahkam kesiyor; ama haftasonu olunca gelse de bi pataklasam, bi hırpalasam diyorum. Sizin anlayacağınız hala minnacık, hala dünkü bebek.

Tabi realitede bir tosundan ne kadar bebek çıkarsa o kadar bebek şu sıralar. Bunu kendisi ile de paylaştım aslında: “Ne olucak senin bu halin, yakın geleceğindeki fotoğraflarda bir Tatlıcı Tombak, bir İsmail Türüt benzeri mi olsun ebat olarak?” diye. “Abi sen önce kendine bak, göbişin odaya senden üç dakka önce giriyor” gibi şahane bi cevap ile madara etti beni. Bu söz beni incitmese de, bir gerçeğin farkına varmamı sağladı. Harbiden canım nişanlımın da daha önceden konuya temas ettiği gibi, aşağı yukarı “durduramıyoruz efendim gitgide büyüyor” seviyesine yaklaşmıştım.

Çok şükür küçük kardeşimle yaptığımız bu obezite uyarısı, pre-ramazan dediğimiz şaban ayının son günlerinde gerçekleşmişti. Mübarek ramazana biraz daha temkinli biraz daha düzenli girdik. Yediğimize içtiğimize bir nebze de olsa dikkat ettik. Üç dört kilonun görsel açıdan nerelere denk geldiğini aynel yakin farkettim. Girdiğimizden hafif çıktık.

“İnşallah Allah katında da girdiğimizden hafif çıkmışızdır” gibi, mesaj kaygısının yanında riyakarlık kokan bir cümle buraya çok yakışırdı, değil mi. Bu bir röportaj olsaydı buralarda bir yerde (gülüşmeler) yazabilirdi. Ama hakikat bu valla. Kendi adıma tam manası ile yaşayamadım gibi bu ramazanı (da), Allahualem, Allah bilir.

Allah nice ramazanlar nasip etsin, hakkıyla yaşayabileceğimiz, pidesi ile, orucuyla, teravisiyle, iftarıyla, sahuruyla, bayramıyla, şekeriyle ne bileyim, mukabelesiyle, ezanıyla, topuyla, davulyla davulcusuyla…

Eyvaaaah!

Oyungezer Online

oyungezer imaj:tugbek.com

Vogel-Burda‘nın kapanmasından sonra Level Dergisi‘nden ayrılan ekibin kurduğu yeni dergi Oyungezer’in artık bir web sitesi var, Oyungezer Online.

Derginin ilk sayısını kasım ayına yetiştirilmeye çalışıyorlarmış.

Subliminal belgesel çalışması

İddiaya göre Can Dündar’ın AKPartisi için hazırladığı belgeselde ampullü subliminal mesajlar varmış.[via]

Bazı anlar vardır ki o vakitlerde Allah liyakate bakmaz

Binaenaleyh, ahirette olduğu gibi dünyada da Allah’ın rahmetinin nâmütenâhi olduğu bir kısım dakikalar, saatler, günler ve haftalar vardır ki, o vakitlerde Allah liyakatlere bakmaz. İşte o zaman yapılan bir haseneye milyon sevap birden verebilir. “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır” (Kadir Sûresi, 97/3) denirken, işte onun böyle bir ulûfe günü olduğu anlatılmaktadır. (Rabbim bizleri onu idrak etmeye ve ondan tam istifadeye muvaffak eylesin!)

Rabbim bize adaleti ile değil, mağfireti ile muamele etsin ve Kadir geceniz bereketli geçsin inşallah. Bana da dua ederseniz memnun olurum.

Sudoku çözme programı

Bir bilgi yarışması sitesindeki sudoku oyununu, sudoku çözme programı ile çözdüğüm halde en iyiler listesinde ilk 20 ye bile giremedim.

Ya benden uyanıklar var, ya da ben bi yeri atlıyorum.

Zavallı Zeki

Diksiyon ders notları, temrinler, Z harfi:

Zonguldaklı Zaloğlu Zöhre’nin kızı Zuhal, zibidi Zeki’yi, ziyafette zilzurna görünce zıvanadan çıkmış: “Beri bak zibidi Zeki” demiş, “sen zevç değil, zalim, zevzek, zikzaklı, züğürt, zahiren zahireci, züppe zırtapozun ve de zerzevatın tekisin”.

Olmayacak işler için Nobel

Nobel ödüllerinin açıklanmasına kısa bir süre kala, Annals of Improbable Research [AIR] adlı bilim dergisinin hazırladığı jüri bu seneki “hayatta olmaz!” ödüllerini açıklamış.

Ödül alan buluş ve araştırmalar [via]:

  • Tıp: Doktor Brain Witcombe, kılıç yutmanın yan etkileri.
  • Fizik: ABD ve Şilili bilim adamlarının nevresimlerin nasıl kırıştığını anlatan bilimsel çalışması.
  • Biyoloji: Doktor Johanna van Bronswijk’in yataklarda barınan böcek, kene ve örümcek nüfusuna ilişkin araştırması.
  • Kimya: Kimyager Mayu Yamamoto’nun inek dışkısından vanilya kokusu çıkarmaya yönelik araştırması.
  • Filoloji: Sıçanların Flemenkçe ve Japonca arasındaki farkı anlamadığını belirleyen çalışma.
  • Edebiyat: Glende Blown’un kelimelerin alfabetik sıraya konulmasına ilişkin araştırma.
  • Barış: ABD Hava Kuvvetleri tarafından üretilen atıldığı bölgede eşcinsel arzuları artıran gay bombası.
  • Beslenme: Cornell Üniversitesi’nden Brian Warsink’in nasıl doyum hissine varıldığına ilişkin araştırması.
  • Ekonomi: Kuo Cheng’in banka soyguncularını üzerlerine ağ atarak yakalayan cihazı.
  • Havacılık: İktidarsızlık hapının farelerinin uzun uçak yolcukları nedeniyle rahatsızlanmalarını önlediğine ilişkin araştırma.

1991 yılından bu yana ödül kazananları görmek için Wikipedia sayfası: