Mayıs, 2006 yazıları

Pinhani - Röportaj

KudRa… Nahnu.Org için bir röportaj yapmış Pinhani ile, ya da Pinhani ile röportaj yapmış Nahnu.Org üzerine konmuş :) Okuyalım.

- ilk olarak pinhani kimlerden oluşuyor?

pinhani sinan kaynakçı ve zeynep eylül üçer’e iki profesyonel ve bağımsız müzisyenin katılımıyla oluştu. bundan sonra da bu kadro ile devam edecek
özellikle akın eldes konserlerde bizimle olacak . fırsat buldukça cem aksel de çalacak bizimle . albümlerde yine birlikte olacağız . konserlere gelemedikleri zaman yerlerine başka arkadaşlarımız bize eşlik edecek

- pinhani ne anlama geliyor?

pinhan gizli demek farsçada . pinhani , bu sıfattan türemiş bir isim . dedemizin şiir yazarken kullandığı takma isim(mahlas)

- daha önceki müzik geçmişleriniz neler peki?

sinan : ben daha önce çeşitli amatör gruplarda vokal veya davulcu olarak yer aldım.
zeynep : kuzenimle birlikte müzik yaptığımız çeşitli amatör gruplarda bas gitar çaldım. çocukluğumdan beri çeşitli korolarda şarkı söyledim

- albüm kararı nasıl çıktı?

şarkılarımızın demolarını yapmadan önce de albüm yapmak konusunda son derece kararlıydık . bu demoları yapmamızla ailelerimizden ve akın eldes’ten destek gelince hemen kayda başladık

- (sinan için) van basten ile şu anda yaptığınız müzik arasında çok büyük fark var, eğiliminiz baştan beri bu yönde miydi? nasıl gelişti?

van basten bir cover grubuydu . sevdiğimiz grupların şarkılarını çalıyorduk van bastende . şimdi kendi müziğimizi yapıyoruz . ortak noktalar var ama aynı olmaması doğal ve doğru . sound olarak çok farklı olduğunu da düşünmüyorum.

- şarkıların sözlerini kim yazıyor? (bahar için) istanbula yerleşmek zor oldu mu ya da yaptığın müziği etkiledi mi?

sinan:bu albümdeki şarkılar bana ait .
zeynep: ben istanbulda doğdum , sonradan antalyaya yerleştik , tekrar dönmek çok zor olmadı . ama istanbulda barınmak herkes için zor

- genel olarak çok pozitif şarkı sözleri var ama en karamsarı “istanbulda” gibi duruyor, size göre?

karamsar birden çok şarkı var . istanbulda , ben nası büyük adam olucam , unutuldular , yıldızlar bize göre karamsar şarkılar . ayrıca her şarkının karamsar tarafları ve sözleri var .

- bu şarkılar genelde birisine mi yazıldı?

farklı kişilere yazıldı

- sanırım ayrılık sonrası yazılan hiç bir şarkınız yok?

yıldızlar tam anlamıyla ayrılık sonrası şarkısı . unutuldular da birçok ayrılığın biriktirdiği duygusal çöküntüyü anlatan bir şarkı

- şu anda piyasada bu kadar anlaşılması zor ya da arz-talep kaygısı taşıyan şarkı sözü varken, siz kendi içinizden geldiği gibi yaptınız bu işi. bu arada hiç “tutulmama” kaygınız oldu mu?

şarkıların , yazıldığı insanlar kadar başkasına hitap etmesi imkansız . ama yaşadıklarımız insana özgü , bunları da en sade biçimde anlatmaya çalışıyoruz , bu nedenle sevilecektir . başlangıçta böyle kaygılarımız olduysa da gelen tepkilerden bu kaygıların yersiz olduğunu anladık

- bu şarkı sözleri ve bestelerin ne kadar zamanlık bir geçmişi var? ne kadar zamanda toparlandı bu albüm?

bu albümdeki şarkılar 2001 yılından beri biriken birçok şarkıdan seçildi .

- peki şu an hali hazırda başka şarkılarınız var mı? ya da bir sonraki albüm için düşündüğünüz bir tarih var mı?

3-4 albümlük şarkımız var, sürekli de yenilerini yapıyoruz. konserlerde de hepsini çalacağız sırayla. ama bir dahaki albümün kaydıyla ilgili planlama yapamıyoruz çünkü bu bir çok faktöre bağlı. şimdilik söyleyebileceğimiz, ya çok çabuk ya da baya geç çıkacak (askerlik durumları nedeniyle)

- en yakın konser tarihleriniz ?

10 haziranda Ankara Gölge ve 15 hazirandaki Balans konserleri olacak.

- dinleyerek büyüdüğünüz ve şu anda müziğinizi etkileyen birileri var mı?

bunun cevabını dikkatli dinleyicilere bırakmak hem daha doğru, hem de bunun daha ilginç sonuçları oluyor. bazen bizi hiç dinlemediğimiz müzisyenlere benzetiyorlar . bizi genelde en sevdikleri müzisyenlere benzetiyorlar .

- şu an çalıştığınız insanlar dışında ortak bir proje yapmak istediğiniz herhangi bir isim var mı?

özellikle etnik müzik yapan müzisyenlerle önümüzdeki yıllarda çalışmalar yapmak istiyoruz .

Röp: KudRa…

Eskişehirspor Lig A’da

eseseskikiki - copirayt esesfannoktakom

Bloggerların Eskişehir ayağı olarak bir son dakika gelişmesini veriyorum; Kırmızı Şimşekler PendikSpor’u 3-0 yenerek Süperlig’e bir adım daha yaklaştılar, artık lig A‘dalar. Şu anda trafik kilitlenmiş durumda, herkes kornalara abanmış vaziyette. Ne bağırıyorsunuz kardeşim içerde çocuk uyuyo diye balkondan el kol yapan teyzeleri kutlamalara katılıyor sanan konvoy balkonun altına gelip daha bi abanıyo, dalidilidalildali diye. Güzel bir gün Eski”meskideğil”şehirde.

Tek endişemiz, Beşiktaşın kupayı almasından sonra Beşiktaşlıları, Galatasaray şampiyon olunca Galatasaraylıları döven Eskişehirsporlu holiganların şimdi de Eskişehirsporluları darp etmesi :p

Tebrikler Es Es.

Ekşi Sözlük Başlığı: 23 mayıs 2006 Eskişehirspor-Pendikspor Maçı
Eskişehirspor .mp3leri için: Eskişehirspor Şarkıları

6666666

Ben bunu yeni duydum,

Katar haber ajansı QNA, Q-Tel telefon şirketinin düzenlediği açık artırmada, 8 kişinin ”6666666” telefon numarasına sahip olabilmek için kıyasıya yarıştığını duyurdu.

Numarayı 10 milyon Katar Riyali’ne (2,755 milyon dolar) satın alan kişinin kimliği açıklanmadı. [via]

Hele bi gel - Pinhani

kuşlar balık gibi uçuyolar- copiraytını bulamadım

Duygulara tercüman olan bu süper şarkıyı yaptıkları için Pinhani‘ye çok çok teşekkür etmekle beraber, şarkı media player de 328. kez dönünce yaygara koparanları kınıyorum. Ne var yani, evet yani, ne var ? :)

Sözlerini de yazayım tam olsun:

İçinden geleni söyle, kalırsa yazık olur
Hayata küsüverirsin, hüzünler seni bulur
Bişeyler yapabilirsem güzel gözlerin için
Başından geçeni anlat, masaldır benim için

Hele bi gel, uzaklar sana gelir
Sen hele bi gel, bütün dertler bitiverir
Hep seni bulur, uzun zor sıkıcı günler
Yazık olur, hadi gel kurtar bizi

Pinhani’nin iki süper şarkısı daha var, resmi sitelerinde: İstanbulda, Dön bak dünyaya.

Ihlamurlar çiçek Açtığı Zaman - Bahattin Karakoç

Ne zaman sorusuna cevaben;

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir ümit türküsü
Kar yağmış dağlara , bozulmamış örtüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerlerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum ,geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Beklesen de olur , beklemesen de
Ben bir gökkuruşum sırmalı kesende
Gecesi çok süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa seni bana
Geleceğim diyorum,takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarımı aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtmem, ne olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri saracağım ben
Yeter ki bir çağır çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalarda geleceğim sana
On iki ayın birisinde,kesin takvim sorma bana
ıhlamurlar çiçek açtığı zaman

Bak işte notalar karıştı ,ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmur arsız
Ey benim yeni alfabemdeki kadim elif
Ne güzellik ,ne tad var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ihlamur çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım ,sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ihlamurlar çiçek Açtığı Zaman - Bahattin Karakoç

Simit ve Adam

simit Masal bu ya, adamın birisi, söz verdiği üzere iş dönüşü hanımeli kokan sokaklardan yürüye yürüye evine gidiyormuş. Sonra derken, havada uçuşan hain polenler yüzünden yolunu kaybetmiş. Gözlerini açtığında karşısında bir simit fırını bulmuş. Elleri ile karnını bi yoklamış, “gurulu gurulgu” sesini duyunca hemen dalmış simit fırınına. Fırının çıtır mı çıtır, susamlı mu susamlı simitlerinin en güzellerinden 10 tanesini almış. Meğer, adam çok acıkmışmış :)
Sonracığıma, yolunu kaybetmiş adam polenlerin arasından simitleri birer ikişer yiye yiye giderken bi tane küçücük “simitçiyeeee”e rastlamış. Kafasının üzerinde bi uçan daire, üzerinde de sihirli sihirli simitler varmış. “Simitçiyeeee” adamdan önce elindeki simitlere bakmış, sonra adama bakmış, belli ki çok hislenmiş. Ama masal bu ya, adam çok akıllıymış. Hemen anlamış mevzuyu, ağzının simit dolu olduğunu unutarak “sümütçü sümütlerün tözü mö ?” demiş, sonra “gulp” etmiş yutmuş ağzındakileri, istifini bozmamış “sarsana beş tane filan”. “Simitçiyeeee” bi sevinmi bi sevinmiş. O kadar sevinmiş ki polenlerin hepsi uçmuş gitmiş, yollar apaydınlık olmuş. Süper olmuş süper :)
Adam elinde büssürü simitle ağzını sile sile evine vardığında. Ellerindeki bozuk paraları ile “hiçbir zaman ama hiçbir zaman” yeterince simit alamayacak çocuklar görmüş. çocuklar da adamı görmüş. Adam elindeki poşeti sallayarak “çaydaiçermiyiz” demiş. çocuklar sevinmiş, adam sevinmiş

Bundan sonra her yüzyılda bugün yani güneşli günlerin bu beşincisi, sihirli simitler günü olarak kutlanmış, adını koyamadığımız yerlerde.

Efendime söylim, bu masal burada bitmiş. -Aslında patron müsade etse uzayacakmış da :) -

Gökten iki avakado düşmüş
-avakado pahallı çünkü, 2 tane düşebiliyo ancak-
biri olmuş sizin biri bulmuş bizi(n.)

Kapak Olmuş Seti - Flickr

Bir vakitler yaptığımız header arşivini şimdi de Flickr’a taşıdık: Kapak Olmuş. Eksik sayıları tamamlayasınız diye :)

Vikipedia da danıştay baskını

Vikipedistler, son danıştay baskını ile ilgili haber ve gelişmeleri hızlı bir şekilde Vikipedia’ya ekliyorlar. Mevzuu Alparslan Aslan başlığı altında inceleniyor.

Vikipedia Türkçe, güvenilir ve tarafsız bir bilgi bankası ve başucu kaynağı olma yolunda süratle ilerliyor. Tebrik ediyoruz.

Google Web Toolkit

Google’daki abiler Gmail, Google Calendar ve Google Maps’te yaptıkları şovların birazını bize de öğretiyorlar: Google Web Toolkit Example Projects

Çiçek Macerası

Bayramınız kutlu olsun efem. Ne güzel bir gün di mi, dünden de güneşli :)

Bugün alemin en motivatör insanı ile eve dönerken çiçek serasına yakın bir yerden geçeceğimiz tuttu. Arkadaşım saniyenin onda birinde, artık bi çiçek almamız gerektirdiğine inandırdı beni. Daldık seraya, rengahenk çiçeklerin arasına.

Her vakit olduğu üzere bu sene de polen nezlesinden muzdarip ben bir süredir koku alamadığımdan, görünüşünü beğendiğim her çiçeği kaldırıp kaldırıp arkadaşımın burnuna uzattım. Hepsinde de aynı yorumu aldım ama: “ya ben anlamıyorum ki nerden geliyor koku, büssürü çiçek var burada, bu kokmuyo sanırım, kokusuz bu.”

Sonra birden farkettik ki etrafımızda bu işin ehli “Ah, nejla bak bunu kuzey güney istikametinde koyacaksın, güneş sevmez bu” diye konuşan teyzecikler var. Onları peşlerinden “tin tin” ederek takip etmeye başladık. Konuştuklarını dinleyerek “en az bakımla en çok verim” alacağımız çiçeği tespit etmek için, bu kriterlere uyan çiçekleri teker teker koklattım arkadaşa. Efendim, bu arada heralde acayip garip bir hal sergilediğimizden, dikkat çektik, orada görevli çiçekçilerden birisi yakaladı bizi. “Ne çiçeğine bakıyonuz siz” dedi. Ben “küpeli” dedim, arkadaşım “gül” dedi sonra ben “gül” dedim o da “menekşe” dedi. Adam güldü, sonra dedi ki “gidin Osman abiniz var orada, bak kareli gömlekli, o yardımcı olsun, burdan ileride büber, patlıjaaan fülaan var hem çiçek yok”.

Osman abinin bize verdiği üç çiçek türünden adını bilmediğim bi tanesini aldık. Ne kokusuna ne görünüşüne aldandık, bizi kandıran Osman Abi’nin bayıldığımız tanıtımı oldu: “buna su mu vermen, azucuk dibini nemlü dutun yiter. gündüz de istemez, toprağı da aynı dursun, böyle azucuk boynunu bükenleri gırı gırıverin, sonra yenisi şıkığ şıkığ açağ”. Elimize birer salatalık tutuştursa onu bile alırdık valla.

Hmmm.. çiçek meselesi de hallolduğuna göre, şimdi masanın üzerine bir çeki düzen vermemiz lazım.

Mutlu cumalar efem.

Sinema Blog

Memlekete bir sinema blogu daha geldi: Sinema Blog. Umuyoruz uzun soluklu olsun, ve hem yeni hem de eski filmlerden seçerek gitsinler.

Mırıldandığım Şeylersin

3.
Elma, armut, kavun, karpuz,
incir, limon, üzün, zeytin,
erik, canım, vişne, kiraz…

Bahçede düz yazı yok
ne güzel şiir
(çal onları ince ince çocuk,
taze hırsız tufanda şair)

- DüZŞİİR / Mırıldandığım şeylersin / Haydar Ergülen

On Tuna Kiremitçi gücü

papatyalar arasında papatyalar, iki tane, -işte o zaman- , papatyalar da ağlar Anakartın biten pilini; ısırıp yeniden taktıktan sonra bilgisayarımın kazandığı yapay zekadan bahsedeceğim size bir ara; ama ondan evvel günün kahramanının adını verelim;

Şadan Ercan” -usero numero uno ;

“Peki neden?” diyen o meraklı zihinlere cevaben, biraz da utana sıkıla;

Ayn Şın Kaf Neyin Kısaltması -by nahnu, @cemaat com

Sen De Yolla

Hürriyetim okurları artık haber/resim/videolarını sen de yolla adresi üzerinden yayınlayabileceklermiş. Bir nevi vatandaş haberciliği mi ? [via]

Compir, Baltimore Messenger’da

En çok özlediklerimiz sıralamasında gittikçe üst sıralara tırmanan, Baltimore Belediyesindeki adamımız Compir alakasız da olsa bir şekilde Baltimore Messenger’a çıkmış. Günlerdir fotoğraf bekliyorduk, buna da şükür ;)

Ne sevdiğim çabuk unuttun beni

Sabahtan beri bunu dinliyorum loopa alıp: Ne sevdiğim çabuk unuttun beni. [via ve sözlerin tamamı]

Bir gece vakti yolda yürürken…

Telefon meselesi ya da “Ne acılar çektim hey gidi hey”

“Beyler beni arayan soran var mı ?” bakışı ile girdim restorantın kapısından artistik bir şekilde. Komi çocuklar suratıma yıllardır görmedikleri bir mendeburu görmüş gibi bir iki saniye baktılar, ve piyes sonrası perde arkasına geçen oyuncular gibi mutfak tarafına geçtiler bişeyler söylenerek. Umursamadım. Şef garsona gittim. “Abi burada bi telefon buldunuz mu?” dedim, “burda unutmuşum sanırım”. Kasanını yanına uzanıp, verdi telefonu. “Kardeşim iki gündür burada bu, insan bi arar bi sorar. Amma da leylaymışın” dedi. ( Anne ya da Leyla ? ) “Büssürü arayan soran oldu” dedi, ha bi de “Abi eğer böyle sık sık unutuyosan telefonunu, isimleri güzel güzel yazsan süper olur dedi. “Aaaaan-neeeaa” diye birisi aradı mesela açamadık korkudan” dedi. Şarzı bitmiş telefonumu alıp kapıya yöneldiğimde arkadan seslendi: “Bi iki kontörünü de yedik helal et artık, hehehe”. Anlatamıyorum ben telefonla aramdaki sevimsiz hali insanlara, işte şahit olun kardeşim.

20:45 ya da Ge Se Şampiyon

Elbette sevindik 20:45′e, ama fenerli dostlarımın üzüldüklerini bildiğimden tatsız tuzsuz bir sevinç bu.

Ama bu tatsız tuzsuz sevinç bile antu‘dan görüntü almamızı engellemedi :)

Cazibe Merkezi 2 ya da İnsan Yavruları

Geçen gün bahsettiğim cazibe merkezi durumu, hayvanattan insan yavrularına geçti sanırım. Tramvayda arka koltukta oturan çocukların saçıma asılmasına filan bişey demiyorum da, dün başıma gelenden sonra çok moralim bozuldu. Durakta Opera tramvayını bekliyorum, az ötede de 3-4-5-6 yaşlarında bir sevimli insan yavrusu kız, bir de annesi. Gözgöze gelince yaptığım şebekliklerden olsa gerek, ilgisini çektim heralde. Annesine “Anne bu ne?” dedi beni işaret ederek. Bakar mısınız dostlar soruya, “bu ne ?”, ingilizce cümlelerde “which” ile tanımlanacağım yani. Annesi de halden anlayan bir kadınmış belli ki sağolsun, benim de tebessümle baktığımı görüp “O mu, o şey… Eee.. Abi o” dedi. Kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al, tam olark böyle idi sanırım. Dayanamadım, söz hakkımı kullandım. “Abi”yim ben dedim. öyle bi tonda söyledim ki bunu, etraftaki bütün varlıklardaki “abi” olma hakkını adeta bünyemde erittim ve adeta “bir abi varsa şu memlekette o benim ve şu an karşınızdayım sayın insan yavrusu kız” dedim. Kız annesinin arkasına saklandığı halde münakaşayı sürdürdü, “Abi değil o yaa, saçı var”. “O zaman neyim” dedim, annesi ortamı yumuşatmak için “abi değilse abla olacak hali yok ya, hehehe” diye bir girişimde bulundu, kızı da destek alarak “iyi de küpesi yok dedi”. önce annesine ulen kaç yaşına gelmiş kızına daha abla-abi ayrımını öğretememişin, bi de geyik yapıyon bakışımı attım, ardından da olayı vuzuha kavuşturuyordum ki, tramvay geldi. Bir hamle ile arka cebimde günlerdir sırasını bekleyen bilete baktım ki, gün ışığı üzerine vurdukça validatörün kullanıldığına dair bastığı tarih parıl parıl parlıyor. Bileti usulca cebime geri koyarken kızın annesi sordu “Siz binmeyecek misiniz diye”, “Yo hayır” dedim “ben burada kalıp biraz bekleyeceğim”..

Post Scriptler ya da Play Station

PS:Sedef Hanım‘ın doğum günü dolayısı ile yukarılara şekil yaptık, kıskanmayın arkadaşım :)
PS2, arıyorum ucuza, çipli ve yanında oyun cdleri olanlar tercih sebebidir.

PS3:En büyük asker bizim asker yoldaş Maksim S. Jelezorukov, acemiliği bitirdi, iki adet muhteşem yazı ile selam çaktı: Askerlik Nasıl Bir Şey?, Hazır Yazar Elim Değmişken

PS4: Kedi Tasması’nda dama çıktım: Damdaki Yalancı

Word 2007 ile bloglayacağız

Aşina olduğumuz tüm özelliklerini kullanarak Word üzerinden blog yazmamıza ve yayınlamamıza ramak kaldı. MS Word 2007 bize temiz bir HTML, otomatik dil kontrolü ve daha bir çok özelliği bir arada kullanarak blog yazma ve yayınlama imkanı veriyor. Sanırım bu güzel haberi verdiği için Joe Friend‘e bir teşekkür borçluyuz. [via]

Neyin Var Bugün - Nil Karaibrahimgil

Dedim senin neyin var bugün?/ Hiç yemedin gülmüyor yüzün/ Dedi benim yok birşeyim/ Yokmuş gibi hiçbirşeyim

Dedim bu değil normal halin/ Bu duruşun fazla narin/ Dedi yok dedim yok birşeyim/ Yokmuş gibi hiçbirşeyim

Herşeyimsin dedim ona/ Ben birşeyler buliym sana/ Olurum ben senin şeyin/ Olur musun herbirşeyim?

Neden sesin çıkmıyor bugün?/ Hiç nefesin gelmiyor bugün/ Dedi benim yok birşeyim/ Yokmuş gibi hiçbirşeyim

Dedim kesin küstün bana/ Kesin birşey yaptım sana/ Dedi benim yok birşeyim/ Yokmuş gibi hiçbirşeyim [c&p: via]

Cazibe merkezi

bizden niye kaçtın ki abi sen ? adres soracaktık sadece Bügünlerde tabiatın bütün unsurlarına yönelik bir cazibe taşıyorum sanırım. Ağaçlardan uçuşan polenler burnuma kulağıma kaçıyor rüzgarsız havada, kuşlar omuzuma konmaya çalışıyor, lokantadaki akvaryum balıkları ile de göz gözeyiz.

Buraya kadar her şey iyi güzel, “nisan mayıs ayları” havasında geçiyordu. Ta ki, geçen gece tren garının orada, benim “köfteciler sokağı” dediğim yerden geçerken, yaklaşık 10 tane, hem de boyum kadar, kocaman, hem de “hoşt!, hoş git! git la!! gidin lan!” dediğim halde koşarak ve havlayarak üzerime gelen köpeğin saldırısına uğrayana kadar. Yumurtadan sucuklu omlet yapmamıza fırsat veren Rabbime şükürler olsun ki, oracıkta Köfteci Koca Ustanın tükanı vardı. Halı sahaların bana kazandırdığı süper güçlerden birisi olan topsuz alanda çapraz koşu özelliğim sayesinde kendimi köftecinin aile salonuna kadar attım. Köpekler ise köftecinin kapısına kadar gelebildiler ancak. İçeride kekeleyerek kurabildiğim cümleler; “Köpekler, kocaman, ben bu kadarından bile korkuyorum, gidin dedim gitmediler, Su var di mi ?” oldu.

Sonra ikram edilen suyu içip; elinde köfte maşaları olduğu halde gidişimi “aslan parçası köfteci abilerin” gözetiminde olay yerini terkettim. Ne gece diye düşünürken bu köpek neviinin beni hakkaten sevmediğine kanaat getirdim. Kafamın üzerinde gece kelebekleri uçuşur halde eve vardım.