Yeni evli bir çifti kutlamak ve çoktandır göremediğim bir arkadaşımla hasbihal için, günübirlik bir İstanbul seferine çıktım dün. Annem ve kardeşim de benimle geldiler. İki insanın birbirlerine ne kadar yakıştığını gördüm, tencere/kapak misal. Arkadaşım da gurbet ellere iyice alışmış, keyfi de pek yerindeymiş. çok yorsa da beni, bu yorgunluğa fazlası ile değecek bir gündü. Pek eğlendik.
Ziyaretlerimiz Eyüp civarında olduğundan dolayı buluşma yeri olarak Eyüp Sultan’ı seçtik. İstanbul’un her semti farklı bir il, belki de bir ülke. Kardeşim de bunu hissetmiş olacak ki, biz arkadaşımla “zikirmatiklerin mekanizmasını ve kokulu tespihlerin sağlığımıza etkileri” üzerine konuşurken patlatıverdi : “Evet Ayna ekibi bu hafta Fas’ta“.
Eyüp Sultan cuma günleri müthiş kalabalıkmış, bunu öğrendik. Kağıthelva arasına dondurma yerken hiç bu kadar zorlanmamıştım. Bir de fıskiye var caminin orada, kocaman bembeyaz köpüklü sular fışkırtıyor havaya. Onu uzaktan seyrederken bir polemik başladı, “suya bişey katmışlardır yoksa öyle köpürmez / köpürür niye köpürmesin, çok yüksekten düşüyor ” diye. Hemen harekete geçtim, üşenmedim gittim suya elimi soktum. Gurur içinde geri döndüm, “Deterjan mı bişey katmışlar, o köpürtüyo.. Sıvı sabun da olabilir… ” diye ıslak köpüklü ellerimi göstererek kanaatlerimi arz ettim kitleye. Meraklarını giderdiğim halde beklediğim takdiri göremedim. Sonra kardeşimle konuştuk “Sıvı sabun mudur, yoksa toz vim mi ?” diye. Toz vim köpürmez ki, bak şimdi geldi aklıma.
Daha sonra Pierre Loti‘de çay içerken Suat Suna’yı gördük. Bir ünlü görüpte, görmemezlikten gelmek biz ünsüzlere uzak bir hareket. Dürtmediysekte kendisini, hakkında atıp tutmadan geçemedik. Bu sefer de mesele, “Sahi O evlendi mi o Sabah şekeri Melike ile“, “Hiç Televolerlerde filan da göremiyoruz ki haberini filan” ,”Melike kim hani şu dans etmeyi bilmediği için sadece sadece sağa sola sallanan sunucu mu ? - Yok canım o dediğin özlem Savaş” filan diye uzadıkça uzayan, her kafadan çıkan sesin sayısının arttığı konuşmayı nihayetlendirmek istedim bi ara. Arka masaya dönüp ” Suatcım, evlilik aşkı öldürüyor mu, yoksa aşkın yerine daha güzelini mi getiriyor sence ? ” diye sormayı düşündüm. Ama az evvelki fıskiye muhabbetini hatırlayıp vaz geçtim. Konuyu değiştirmek için “Aa bakın teleferik yapıyolar, ya manzara kapanıcak amaa” dedim. Konu değişti.
Polen alerjisine bağlı saman nezlesini “zengin hastalığı” olarak yorumlayan bir sülalenin mensubuyum. Bu sıcakta elinde selpakla burnunda “fırk fırk” efekti ile beni gören herkes pek bi mutlu oldu. Hastayım sarılmayalım dediysem de dinletemedim. Bu vesile ile; “Selpak yok, Nova var” lafı çağımızın en tehlikeli hastalığı.
yorumlaré
RSSAbdulAllah, Gokhan07, mmmm [...]
BigadicMania, fatihturan, Ferruh Mavituna [...]
LeoTheMaster, 525, bardas [...]
TEAkolik, MaTaDoR, Ender [...]
rzrarti
eslem, first-glory, seval [...]