Haziran, 2005 yazıları

Chatkapı strikes back

Chatkapı hafif uyku yazıları geri dönmüş. Bu haberi bildirgeç’te veren cemshid‘de kendi bloguna süper bir dizayn yapmış.

Bu vesile ile uzun süredir aklımızda olan, yeni keşfettiğimiz blogları/siteleri paylaşalım;
Mahkum - Web tabanlı sinema filmi projesi (büdütörün seçimi)
Anafikir - blog soslu entry cenneti
Leylek - leylegin ömrü iki lak lak
Devletşah - Şimdi yeni şeyler yemek lazım
Tin Söhbeti - azeri bir arkadaşın blogu
Tenturdiyot - bir fotoblog
Sayko Ağa‘nın yeni meşgaesi - Saykodelik Haber

ve Limk güzelleri : Diktator wolf, Lonk, Tosbağalar, Jawussjan . Hatta bunların şurada bir de kahveler sokağı varmış.

Google’s Master Plan

Google nereye koşuyor ;

google buraya zumzuk havaya hey!

Daha büyük görüntü için tık tık | Değişik açılar için tık tık tık

Hayat ne garip di mi, vapursuz falan

içeriden, iç eriten Şimdi şu iki günlük İstanbul Performansımız hakkında (ki içerisinde eloy, pagan, viscus, nisyan ve naftalin beylerle beraber yapılan süper eğlenceli ve hiper yorucu bir pikniği, ve ertesi akşamı gittiğimiz leziz bir balık ziyafetini, ve sekiz-dokuz kaybolma macerasını barındırıyor) yazacak bir sürü şey var tabiki.

Yani iki gün boyunca “Blog this” alarmı gözümün önünden hiç gitmedi desem yeridir.

Ama bakın, bu gündemi bile aşan bir şey var şu an;
http://www.vapurumuvermiyorum.org. İDO’nunkiler gibi (kadıköy-bakırköy arasında çalışanına bindim, sadece berbat) gibi iğrenç bir uzay gemisine binmektense, her türlü kötü yönüne (hangisiyse artık) rağmen vapurları tercih ediyorum.

Rüzgarında çarpılmak, kız kulesi hakkında efsaneler dinlemek istiyorum. İstanbullu olmasam da, vapurumu vermiyorum.

edit oky‘nin bildirgeç‘te bahsettiğine göre vapurlar hep kalacakmış.

Dünya Türk Olsun !

türkçemiz uzaya

edit1: Başlık ile bannerin hiç alakası yoktur. İmza: Müdürüyet.

edit2: Banner ile reklamların da hiç alakası yoktur. İmza: Kapı güvenlikçisi ismail

Bloglar, Z kuşağının pazarlama aracı mı ?

m t

Marketing Türkiye dergisi bu ayki kapak konusunu bloglara ayırmış. Blogların pazarlama ve reklam üzerindeki etkileri ancak bu kadar güzel işlenebilirmiş. Gayet kapsamlı ve faydalı bir araştırma olmuş. Serdar Kuzuoğlu‘ndan, Yurtsan Atakan‘a Can Turanlı‘dan Ekim Kaya‘ya görüşler alınmış.

Blogların, tarihsel gelişimi anlatılmış. Bloglarla neler yapılabileceğinden örnekler verilmiş. Blogların pazarlamada kullanılması ve reklam piyasasına etkilerinden bahsedilmiş.

Yurtsan Atakan’ın “bloglar yıpranıyor” mealli yorumlarını tersyüz eden Serdar Kuzuoğlu yorumları ve Ekim Kaya’nın TurkCELL’in CEO’su Muzaffer AKPINAR‘dan bir blog yazmasını istemesi hoşuma gitti.

Ayrıca, örnek Bloglar kısmında nahnu.org’dan da bahsettikleri için Marketing Türkiye Dergisine teşekkür ediyoruz.

Mocoloco

şok güzel şok

Mocoloco.Com,öylesi güzel bi yer ki burası, sadece resimlerine baksanız bile yeter. Eskiden Almanyadan katalog filan getirirdi çok çok uzaktan akrabalarımız, biz de evirir çevirir bakardık. Ne günlerdi ya. Tam olarak seksenlerin sonu doksanların başı.

Mocoloco.Com‘u TimeCom un 10 Cool Websites listesinde gördüm.

Yubnub.org

Yubnub.org, enteresan bir arama motoru. Sitenin programcısı, “web için bir komut satırı” demeyi tercih ediyor. Web de çığır açar mı, açmaz mı bilinmez ama ilginç geldi bana. devamını okuyun …

Zamanlama önemli

O diil de… ” zamanlaması ayarlandığında dünyanın en keyifli başlangıç cümlesi. Orhan Boran bu konu hakkında ne düşünüyor elbette bilmek isterdim.

Düşünülmek

Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş. Tabi, latince demiş bunu “cogito ergo sum” cümlesi ile.

Arif Nihat Asya da, “O yanlış…” demiş, Türkçe olarak. “Doğrusu şudur,” demiş; “… Düşünülüyorum, o halde varım“.

Ben de varoluşumu şöylesi bir “kip” oyunu yaparak tanımlamak istiyorum “düşün-mek” fiili üzerinden, “Düşündürtüyorum, o halde varım“. Buyrun, bir cümle geriden yakın.

öSS cevap kağıdı yayınlıyoruz (tahmini)

öSS 2005 kutlu olsun çok gizli bir belge geçti elimize gece yarısı. Nedir biliyor musunuz ? Yarın ki öSS’nin cevap anahtarı, yaaa.

Nahnu Araştırma Geliştirme ve Gerekirse “bişekilde” Adapte Etme Ekibi, bu cevap anahtarı için günlerdir hummalı bir çalışma içindeydi, evet hummalı. Belge açıklanmadan önce lobide, evet lobide, ekipten bir kaç kişi ile konuşma fırsatı buldum, nasıl başardıklarını sordum. Anlattılar bir bir, evet tek tek. devamını okuyun …

Aferim gençler, Aferin size

haber resmi, teee bişkekten gelir. ha bişkek ha armutlu. özümüz bir.Ankara üniversitesine bağlı Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde önceki gün meydana gelen sağ - sol, yukarı - aşağı, kuzey - güney ve bilimum - milimum çatışmaların sonucunda, yetkililer final sınavlarını 27 Hazirana ertelenmiş.

Yani final haftası bir hafta ileri alındı.

Kardeşim finalleri bitiminde yurtdışına gidecekti, şimdi bir hafta geç gidecek ve belki orada bulduğu işinden olacak. Nasıl, süper di mi ? üç beş kendini bilmez yüzünden belki bir sürü insanın planları bozuluyor, işleri aksıyor.

Aferin beyler/bayanlar. Aferin size. Merak ediyorum. Peki n’oldu kurtarabildiniz mi ülkeyi ? Değiştirdiniz mi “öteki” lerden bir kaçını ideolojik olarak, yaşam tarzı olarak. Peki kaç kaç oldu son durum ? Olmadı mı, bi daha ki sefere artık, naapalım.

çok büyük bir marifet ama bu yaptıklarınız, bilin. Artık anlatırsınız, “sandalye sopa” kavgalarınızı bir birinize, akşam muhabbetlerinde. Hatta ilerde, torunlarınıza da anlatırsınız, sonra da şirin bir isim takarsınız bu kepazaliğinize; “Gençlik heyecanı“.

Cis Cis Cisday

Sedat Pekeri alkışlıyorum

(…) Gözaltına alındığım şu ana kadar Fırıncı Baba‘nın torunu oldu, Heredot Cevdet kahveye geri döndü, Selin ile Volkan evleniyor ama şahsımla ilgili yapılan bu tip haberler hiç değişmiyor. (…)

Bu günkü ulusal gazetelerde çıkan duyurusundaki bu cümlesi nedeniyle Sayın Sedat Peker‘i kutluyorum. Hatta İstanbul’a gelip kendisine çay ısmarlamak istiyorum.

Nihat Genç olayı ve Entel kızlar cenderesinde arkadaşlık ilişkileri

İletişim Yayınları artık Nihat Genç kitaplarını basmayacağını açıkladı, bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir ?” diye sordu bir arkadaş. “Canları sağolsun” dedim sadece, geçiştirdim.

nihat genç Bu asla “banane“nin muadili bir cevap değildi. Ve var ya, aslında, bu konu hakkında uzun uzadıya konuşabilirdim de. Genç’in Ermeni Konferans’ı ve katılımcıları hakkında yazdığı “Kazmalar ve maşalar ” adlı yazısı merkezinde, boyumu aşan kucak dolusu laf edebilirdim. Hatta yayınevinin tavrı konusunda da bir iki laf edebilir, bir de Genç’in son dönemde gerçekten bir faşizan tavır takınıp takınmadığı veya zaten hep faşizan bir tavır içinde olup olmadığı hakkında yerli yersiz atıp tutabilirdim.

Bunların dışında, belki konu bir yerde Altay öktemin son Penguen yazısına gelir, oradan da Altay öktem hakkında bir iki laf edebilirdim. Hatta kendisini anımsatmak için muhattabıma, “Hani şu iki hafta sevdiğimiz üç hafta sövdüğümüz yazar işte, hani şu Parça Tesirli süper şair” şeklinde bir tanıtım cümlesi bile kurardım. Bunları yapmadım.

Sadece “Canları sağolsun” deyip geçiştirdim. çünkü sorunun sahibi arkadaşım, cevap ile pek ilgilenmiyordu. O sadece bu soru ile arka masamızda oturan entel kızları etkilemeye çalışıyordu. Zaten ben “Canları sağolsun” dedikten sonra oluşan derin sessizlikte çayından höpürdeterek aldığı her “fırt”ında, gözlerini kısarak sağ omuzumun üzerinden kızları kesiyordu, karizmatik bakışını kalibre etmeye çalışarak.

Bense, bu sessizlikten istifade bir iç muhasebe yaptım. Kendimi suçluyordum, az evvel arkadaşım için yaptığım niyet okuma yüzünden. Belki kızlar duysun da etkilensin diye değil de kültürel birikimimden faydalanmak için sormuştu bunu. Belki bilgiye aç bir insan vardı karşımda. Çok ayıp etmiştim. Hiç yakışmamıştı bana. Kendimi fildişi kulelerde yaşayan, fularlı, kel, pipo manyakları gibi hissetmiştim birden. Birden farkettim ki, çok sık yapar olmuştum bu niyet okumaları. Mesela, daha öğleyin benzer bir niyet okumayı para üstünün yerine “Abi, bi buçuk kiloya tamamlayayım mı? Düz olsun!” diyen manav için de yapmıştım. Neler oluyordu bana ? Allahım, yoksa, hüsn-ü zan ölmüş müydü bende, ya da çok hasta olmalıydı di mi, yoksa nerdeydi ki? Olmuyordu. Olduramıyordum. Anladım ki, yanlış yolda idim. Ve ilk fırsatta dönmem lazımdı!

İşte ben böyle derin derin düşündüren o sessizlik, entel kızların hesap öderken garson arkadaşa, “Ya bu ay kaç çekiyodu yaaa, kihikihi” diye sormaları ile sona erdi.

Biz arkadaşımla birbirimize baktık, gayri ihtiyari gülüştük. Ben bu fırsattan istifade hemen vicdanımı rahatlatmak için “Abi bak, o Nihat Genç meselesi aslında şöyle şimdi… ” demeye yeltendim, ama sözümü kesti “Ya sittiret şimdi Nihat Genç’i yeeaa…” ve ekledi “Galatasaray Figoyu alıyomuş laaaaan…”

Biraz güldük, o başka şeye, ben başka şeye… Aslında ben ona güldüm belki o da bana… Ve biz sonra kendimizi, “Galatasaray kiiiiim, Figo kim ?” ve “Kendi heykelinde anatomik oynamalar yapan heykeltraşın dramı” konularında saatler sürecek bir muhabbetin içine saldık.

Arkadaşlarımı çok seviyorum.

“Zann’dan Zindan”dan kaçış

oooooooooffff offf!Bazen aradığınız cevap, hiç beklemediğiniz bir anda beklemediğiniz bir yerden tokat gibi suratınızda patlıyor. Kendinizden utanıyorsunuz. Günlerce kimseciklerle konuşmamaya dair yeminle ediyor, sözler veriyorsunuz kendi kendinize. Kendinizden utanıyorsunuz. Kendiliğinizden utanıyorsunuz.

Soru: Bir ayet-i kerimede “Bilmediğin şeyin peşine düşme!” dendikten sonra kulak, göz ve kalb gibi organların da yaptıklarından mesul oldukları vurgulanıyor. Bu ayeti nasıl anlamalıyız; bu ilahî emrin gereği olarak nelere dikkat etmeliyiz?

Cevap: Cenâb-ı Allah, İsra Sûresinin 36. ayetinde “Bilmediğin şeyin peşine düşme! çünkü kulak, göz, kalb gibi azaların hepsi de işlediklerinden mesuldür.” buyurmuştur. Bu ayet-i kerimeyi doğru anlayabilmek için, dünya ve ahiret hayatımız hesabına faydalı olan bilgiyi öğrenme alanı ile kesin bilgimiz olmayan konularda zannımıza göre hükme varma ve bu zannın peşine takılarak insanların gizli hallerini araştırma mevzuunu birbirinden ayırt etmemiz gerekir (…) yetmedi ise devam et

Ben biliyorum, ben biliyorum aslında ne ben bir hristiyanım, ne de siz günahımı çıkaracak papaz efendi. Aslında bu günah çıkarmaktan ziyade, bir durum tespitidir. İç derinliğinden fersah fersah uzak bir insanın, nefes alıp verdikçe düşeceği/ düştüğü kabz-ı hallerden çıkma arzusudur. O haller ki, bir gece ansızın bastırır, vurgun yemiş gibi eder insanı. Ketum kalır insan. Ketum kaldım ben işte.

Geç bırakılmış, yarım kalmış bir helallik dileğidir bu. Tarihe not düşmek maksadı ile buraya iliştirilmiştir. Helal etsinler onlar ve diğerleri, ve siz, siz dahi helal ediniz lütfen. Allahım da bu nahnu’yu ıslah etsin. Amin. Amin. Amin.

Selam ederim efenim ve baki muhabbetler dilerim, aşka dair.

İlk kitabım çıktı oyunu - ya da bir local mime denemesi

Şimdi bir oyun oynayacağız iznizle, “bir local mime denemesi” de diyebilirsiniz; bir örnekle başlıyorum hemen…

İlk kitap olduğu için yayın evi yok hazırda; o yüzden KudRa… ‘ dan aldık ilk yayın evini …

Kaç E kaç H, ehehe” yayınlarından çıkan kitabım “Ağ günlükleri” tüm seçkin bakkalarda ve marketlerde, sadece “19.90 YTL;

Benim yayın evim “Hattori Hanzo, zorla kitap okutur” yayınları…

Ciklet lekeli bankamatik

Şekersiz sakızlı AöF sınavı maceramdan sonra ancak bugün farkediyorum; sakız yapışmış kimlik kartıma. O da ne yapsın yapışmış işte cüzdanımdaki bir başka karta, o da ne yapsın işte ben sokunca bilemeden girmiş bulunmuş ATM’ye, öyle oluca, ATM’de ne yapsın tanıyamamış birden. Sok çıkar, sok çıkar. Kartın üzerinde bir pürüz hissedene, “Anam! Bu da ne” diyene kadar onbeş kere, sok çıkar.

Gecenin birinde Subay Ordu Evi yanında, bir bankamatik başında, bankamatik kartındaki sakızı çıkarmak için cebelleşen o insan, bendim. Parayı çekmenin sevinci ile kendime biri tavuklu iki tantuni ısmarlayan gene bendim. Eve gidip Hidalgo isimli Safkan Mustang atın filmini izlerken uyuya kalan gene bendim.

Gece rüyasında Veli Efendi de 2metre boyunda jokey olansa bizim bir arkadaş, sen tanımazsındı.

Oturma düzeni

görmek istemediğimiz manzaralar

Oturma düzeni sıkış-fıkış internet cafeler’de, bilgisayar laboratuvarlarında sıklıkla karşılaşılan bir durumdur bu. Herkes otomatik olarak poposu ile doğru orantılı bir yer hakkı kazanır.

Baykonur Kozmodromu

Baikonur Uzay Ussü Logosu Rusya deyince aklınıza ne geliyor ? Kızıl ordu ? Rus Ruleti ? Komünizim ? Lenin ? Tatsyana Tsvikeviç ? Stalin ? Kızıl Meydan ? Rus Pazarı ? Votka ? Sibirya Stepleri ? Kimbilir belki de CSKA Moskova ve Abrahamoviç ?

Rusya deyince benim aklıma kozmonotlar gelir hep. öyle ya, zaten küçüklüğümden beri astronot olmaya tercih etmişimdir kozmonot olmayı. Neden; çünkü, kozmonotlar süperdir. Neden, çünkü daha havalıdır kozmonot olmak. Sayıca azdırlar, değerlidirler. Yuri Gagarin bir efsanedir. Her ne kadar kendisinden her bahsedişimde dingil diye ansam da, efsanedir. Hem Clint Eastwood bile astronot olabiliyor yeri gelince. Kozmonotlar Astronotlara basar!

Kozmonotların uzaya fırlatıldıkları yere, Kozmodrom deniyor. İçlerinde en sevdiğim ise; Baykonur Kozmodromu, yani Baykonur Uzay üssü. Zaten başkasını da bilmiyorum ya ayrı mesele. devamını okuyun …

Politically Correct

Biraz siyaset konuşmaya ne dersiniz ?” diyecek, Erdoğan’ın Baykal‘a ayar vereyim derken devirdiği Kubbetüssahra’da öğle namazı çamından girecek, Kaçak Kuran Kursları ile ilgili veto edilen yasadan çıkacak, arada da Cumhurbaşkanlığı mevkiinin siyasallaştırılarak nasıl ayar mekanizması olabileceğine dair bir kaç örnek ile zenginleştirecektim anlatımımı. Güya.

Vaz geçiyorum. Neyime gerek, sonra “millet barışır, ben kötü olurum kaygısı” ile vazgeçiyorum. Ve bunların yerine Türkiye’deki siyasi partilerin isimlerini ve ingilizce karşılıklarını veriyorum. Buyrun (a-z rules):

Democratic Left Party or DSP [Mehmet Zeki SEZER];
Democratic People’s Party or DEHAP [Tuncer BAKIRHAN];
Justice and Development Party or AKP [Recep Tayyip ERDOGAN];
Liberal Democratic Party or LDP [Emin SIRIN];
Motherland Party or ANAP [Nesrin NAS];
Nationalist Action Party or MHP [Devlet BAHCELI];
Republican People’s Party or CHP (includes the New Turkey Party) [Deniz BAYKAL];
Felicity Party (sometimes translated as Contentment Party) or SP [Necmettin ERBEKAN];
Social Democratic People’s Party or SHP [Murat KARAYALCIN];
True Path Party (sometimes translated as Correct Way Party) or DYP [Mehmet AGAR]

AntiMousePad‘in hatırlattığı CIA‘nınThe World Fact Book‘tan alıntılandı.