“İletişim Yayınları artık Nihat Genç kitaplarını basmayacağını açıkladı, bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir ?” diye sordu bir arkadaş. “Canları sağolsun” dedim sadece, geçiştirdim.
Bu asla “banane“nin muadili bir cevap değildi. Ve var ya, aslında, bu konu hakkında uzun uzadıya konuşabilirdim de. Genç’in Ermeni Konferans’ı ve katılımcıları hakkında yazdığı “Kazmalar ve maşalar ” adlı yazısı merkezinde, boyumu aşan kucak dolusu laf edebilirdim. Hatta yayınevinin tavrı konusunda da bir iki laf edebilir, bir de Genç’in son dönemde gerçekten bir faşizan tavır takınıp takınmadığı veya zaten hep faşizan bir tavır içinde olup olmadığı hakkında yerli yersiz atıp tutabilirdim.
Bunların dışında, belki konu bir yerde Altay öktemin son Penguen yazısına gelir, oradan da Altay öktem hakkında bir iki laf edebilirdim. Hatta kendisini anımsatmak için muhattabıma, “Hani şu iki hafta sevdiğimiz üç hafta sövdüğümüz yazar işte, hani şu Parça Tesirli süper şair” şeklinde bir tanıtım cümlesi bile kurardım. Bunları yapmadım.
Sadece “Canları sağolsun” deyip geçiştirdim. çünkü sorunun sahibi arkadaşım, cevap ile pek ilgilenmiyordu. O sadece bu soru ile arka masamızda oturan entel kızları etkilemeye çalışıyordu. Zaten ben “Canları sağolsun” dedikten sonra oluşan derin sessizlikte çayından höpürdeterek aldığı her “fırt”ında, gözlerini kısarak sağ omuzumun üzerinden kızları kesiyordu, karizmatik bakışını kalibre etmeye çalışarak.
Bense, bu sessizlikten istifade bir iç muhasebe yaptım. Kendimi suçluyordum, az evvel arkadaşım için yaptığım niyet okuma yüzünden. Belki kızlar duysun da etkilensin diye değil de kültürel birikimimden faydalanmak için sormuştu bunu. Belki bilgiye aç bir insan vardı karşımda. Çok ayıp etmiştim. Hiç yakışmamıştı bana. Kendimi fildişi kulelerde yaşayan, fularlı, kel, pipo manyakları gibi hissetmiştim birden. Birden farkettim ki, çok sık yapar olmuştum bu niyet okumaları. Mesela, daha öğleyin benzer bir niyet okumayı para üstünün yerine “Abi, bi buçuk kiloya tamamlayayım mı? Düz olsun!” diyen manav için de yapmıştım. Neler oluyordu bana ? Allahım, yoksa, hüsn-ü zan ölmüş müydü bende, ya da çok hasta olmalıydı di mi, yoksa nerdeydi ki? Olmuyordu. Olduramıyordum. Anladım ki, yanlış yolda idim. Ve ilk fırsatta dönmem lazımdı!
İşte ben böyle derin derin düşündüren o sessizlik, entel kızların hesap öderken garson arkadaşa, “Ya bu ay kaç çekiyodu yaaa, kihikihi” diye sormaları ile sona erdi.
Biz arkadaşımla birbirimize baktık, gayri ihtiyari gülüştük. Ben bu fırsattan istifade hemen vicdanımı rahatlatmak için “Abi bak, o Nihat Genç meselesi aslında şöyle şimdi… ” demeye yeltendim, ama sözümü kesti “Ya sittiret şimdi Nihat Genç’i yeeaa…” ve ekledi “Galatasaray Figoyu alıyomuş laaaaan…”
Biraz güldük, o başka şeye, ben başka şeye… Aslında ben ona güldüm belki o da bana… Ve biz sonra kendimizi, “Galatasaray kiiiiim, Figo kim ?” ve “Kendi heykelinde anatomik oynamalar yapan heykeltraşın dramı” konularında saatler sürecek bir muhabbetin içine saldık.
Arkadaşlarımı çok seviyorum.
yorumlaré
RSSAbdulAllah, Gokhan07, mmmm [...]
BigadicMania, fatihturan, Ferruh Mavituna [...]
LeoTheMaster, 525, bardas [...]
TEAkolik, MaTaDoR, Ender [...]
rzrarti
eslem, first-glory, seval [...]