nahnu.org'a
reklam verin




15 Temmuz Tori Amos İstanbul Konseri - misafir

Chimera yazdı:

İstanbul’daki son konserinden bu yana geçen iki yıldan sonra, o çok özlediğim Tori’yi sahne önünün en önünde ve o sıranın en ortasında seyretmekten büyük zevk aldım. Bu orgazmik zevk bana sadece ve sadece Tori konserlerinde olmakla birlikte, American Doll Posse (ADP) turnesinde doruk noktasındaydı. 25 Ocak 2003 Münih konserinde ılımlıydı, sakindi, tam bir salon piyanistiydi, 10 Temmuz 2005 İstanbul konserinde hammond ve piyanosu ile tadı damağımızda kalan bir tatlı olarak sundu setlist’ini. Ama bu yılki Tori, en çok görmeyi istediğim Tori’nin performansıydı.

Sahneye ilk Santa olarak çıktığında şaşırmamakla birlikte, Pip olarak çıkmasını dilemiştim. Pip, bilindiği üzere, savaşçı, mücadeleci ruhlu Athena’yı temsil ediyor. “Kadın”ı tamamlayan, biz kadınların farklı özelliklerini, bu değişik alter-ego’larla tanımlayan Tori’nin nedense İslam ülkesi olan ve dünyanın diğer ülkelerinden çok daha çetin şartlarla, yazılı olmayan kurallarla, törelerle mücadele eden Türk kadınlarını temsilen, ilk Pip olarak sahnede şarkılarını söylemesini çok istedim. Kendi içimde ise, onu “rubber” ile görmek, sanki benim kadın olarak bu dünyaya kendi ülkemde başkaldırışımın küçücük bir sembolü olacaktı. Ama Santa sahneye eteğini sallaya sallaya girdi, pozlar vermeye başladı, fileli çorabının sardığı bacaklarını seks kokan bir şekilde açıp durdu, kendine has bir şekilde bizi selamladı ve piyanoyu çalmaya başladı. Beklenen şarkısı “Body and Soul” ile giriş yaptı. Yine bana her konserinde olan durum oldu ve ilk şarkı ne ara bitti, anlayamadım. Ama “God” çalmaya başladığında kendime geldim. Şiirlerinin arasında (bana göre Tori Amos bu dünyanın gördüğü en iyi şairler arasındadır çünkü) en güzellerinden biri olduğuna inandığım “God”ı, canım İstanbul’umda söyleyen Santa, Pip’in asi havasını hiç aratmayacağını ispatlamış oldu. Onun tutkusuna eşlik edip “do you need a woman to look after you” dizelerini söylerken kendimden geçtim. “Dragon”da, şarkının kendine has huzur veren (aslında sözlerinin hiç de öyle olmadığı gerçeğini bildiğimiz halde), dingin etkisiyle durulduk. Susan çığlıklardan sonra Tori’nin sesini ve hammond’ını iyice dinleyebildik. Ardından “Secret Spell” başladı. Zıplaya, hoplaya dinlediğim iki şarkıdan biri oldu. Sadece zıplamakla kalmadım, tükürüklerini, salyalarını akıttığı sırada gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ben bunu iki şekilde yorumladım;

  • Santa, piyanoyla sevişirken duyduğu yoğun tutku ve şehvetin etkisiyle salyalarını akıttı ve ancak sevişmesi bittikten sonra ağzını sildi.
  • Tori, o an, şarkısını söylemesine engel olmasın diye ağzını temizlemek için çok profesyonelce ellerini piyanosundan ayırmadan salyalarını dışarı attı. Tıpkı futbolcuların maç esnasında yaptıkları gibi.

(Yaptığı işin profesyonel yanını yansıtan ikinci yorumumdansa, ben sanatsal yanını yansıtan birinci yorumumu tercih ediyorum.)

You Can Bring Your Dog” almaya başladığında, sanki içki içmişçesine çakırkeyif oldum. Bu şarkıyı “She’s Your Cocaine”e benzetmekle beraber, “She’s Your Cocaine” daha ciddi, daha acımasızca geliyor bana. “You Can Bring Your Dog”, daha eğlenceli, daha iğneleyici, daha can alıcı sözlere sahip. Tori’nin hem şiddetli, özlü, duygusal sözler yazıp, hem de nasıl bu kadar eğlenceli sözler yazabilmesine hayranım. En çok doğaçlamalarında bu yanı ortaya çıkıyor aslında. “E bu iyi bir şey değil mi? Bak hiç söz vermiyorum…senin şu eski kız nadide bir türmüş. Ben mi? Sanırım siyamım”. ADP’de en sevdiğim ikinci şarkı ve umarım bundan sonraki gideceğim her konserinde tekrar tekrar dinleme şansı bulurum.

Verilen kostüm değişikliği arasında “Professional Widow”un remix’i çalmaya başladı. “Honey bring it to my lips…it’s gotta be big!” derken “bu küçücük alana sığdırıldık, ne saçma” diye anlık bir düşünceye kapıldım. Işıklar yeniden değişirken “Big Wheel” intro’su girdi. Bir an “n’oluyor! Tamam, bu bir festival konseri, alışıldık bir Tori show’u olmayacak ama “Live Is Life” cover’ıyla Act II’ya başlarsa, bu biraz fazla alışılmadık olur” dedim. Tori, piyanosunun başında bizlerle dans edip “Big Wheel”e girince fenalık geçirmeme gerek kalmadı. Ardından birçoklarının onu tanıdığı ilk şarkı olan “Cornflake Girl”ü söyledi. Ben bu şarkıda o kadar çok eğlenmişim ki en çok bu parçada çekim yapmışım. “Beauty of Speed”i nerdeyse hiç hatırlayamıyorum. Bunu da henüz sindiremediğim şarkılardan biri olmasına bağlıyorum. ADP, daha çok yeni bir albüm ve Tori’nin şarkı sözlerinin her biri başlı başına bir şiir sayıldığından, arkasındaki hikâyeyi ayrı tutmakla beraber, benim onları dinleyici olarak çözebilmem uzun zaman alıyor. Hissettirdiklerini, zamana ve tecrübelerime bırakmam gerekiyor. Shakespeare’in yapıtlarında olduğu gibi, Tori’nin yazdıklarından herkes, başka ama çok doğru, değişik anlamlar çıkarabilir. İşte bu yüzden, sığlık belirtisi göstermeyen Tori’nin şarkı sözlerindeki bin türlü imgelemi deşifre etmek, bu kadar yeni bir albüm için mümkün değil. Ancak daha şimdiden üyesi olduğum Tori Amos Lyrics yahoo mail grubuna yazmak için sabırsızlandığımı da eklemek isterim

Bliss” başladığında yer gök inledi. “Bouncing Off Clouds”da şarkıyı yine ezberleyen çoktu. “…that won’t bring her back” derken boğazımın bağırmaktan çatladığını hissettim. Zira eve döndükten sonra üç gün çatlak bir sesle konuştum.

Code Red”e sadece kısacık bir paragraf değil, uzun bir kompozisyon yazsam yeridir. ADP’den çok şarkı söyleyeceğini bilmeme rağmen, ya “Code Red”i söylemezse diye düşünmüştüm. Havası kesinlikle “Sugar” ile aynı olmasa da sözlerinin gücü açısından “Sugar” ile bir tuttuğum bu muhteşem şarkının performansını canlı dinlemiş olmaktan çok ama çok mutluyum. Ruhunda Pip var bu şarkının. Henüz değerinin anlaşılmadığını açıkça gördüğüm “Code Red”, daha öncesinde Myspace forumlarında ve bulletin‘lerinde tartıştığımız bir tür son mesajı içeriyor kanımca. Nitekim, bundan sonra bir dünya turuna çıkmayacağını Tori’nin kendisi açıklamıştır. Dileyelim ki bu kararından bir şekilde vazgeçsin ve onu izlemek için Amerika ya da İngiltere’ye gitmek zorunda kalmayalım. Şarkının adında daha bir olayın sona erdirilişi, yok edilişi, ortadan kaldırılması ile ilgili düşüncelere kapılıyor insan. Bir risk, aslında yapılması istenmeyen ama öyle olması gereken bir kararın alındığını ve kesinlikle uygulanacağını seziyorsunuz. Bitmişliklere, harcanmışlıklara, dibine kadar tüketilmişliklere adanmış, yine özlü, güzel, büyülü sözlerle bezenmiş ADP’deki en değerli, en önemli eseri olduğuna inanıyorum. Kısacık süren festival konserinde bu olağanüstü güzellikteki, insanı kapıp götüren şarkıyı söylediği için çok şanslı hissediyor, “Code Red”le ilgili düşüncelerimi daha başka yazılara erteliyorum.

Encore” gibi algıladığım son iki şarkısı gerçekten İstanbullu “EWF”ler için özenle seçilmiş nadide çiçekler gibiydi. Daha ilk notaları duyar duymaz, sevgili Sensual-World ile “Precious Things” diye bağırıp ellerimizi kenetledik. “So you can make me cum, that doesn’t make you jesus” diye o ünlü dizeleri söylerken nicelerimizin dili olmuş kadınla, oradaydık ve işte boğazımız yırtılırcasına Tori’ye eşlik ediyorduk. Son şarkısı olan “The Waitress” ise tamamen sürprizdi. Son şarkı olarak bunu seçeceğini hiç ama hiç tahmin edemezdim. “I believe in peace, bitch!!!” diyerek bitirmesinden başka ne uygun olabilirdi ki halbuki.

Zevkten bilincimi yitirdiğim anlar var. Bizle hangi şarkıdan sonra konuştuğunu, ne dediğini anımsayamıyorum. İki cümle dedi topu topu, onda da hatırlayabildiğim tek kelime “fantastic”! Konser bittikten sonra müzisyen arkadaşlarına sarıldı, teşekkür etti. Kalbinde olduğumuzu gösteren işaretler yaptı. Birisi bir demet çiçek fırlattı, onu kaptı giderken. Arkasından bakakaldık belki bis yapar umuduyla. Ancak festival konseriydi ve geri gelmeyecekti.

Bu konserden sonra şunu anladım ki; Tori, tek başına konser vermeli. Büyük konser alanı olmalı ve Amerika, İngiltere konserlerindeki gibi 22-23’lük setlist sunmalı. Sonsuza dek çalsa yine de yetmez ama Parkorman’daki… yarım kalan bir konser gibiydi.

ADP turnesinin Kuzey Amerika ayağı için bir takım yenilikler mevcut. En çok ilgimi çeken ise VIP package’ları oldu. Sadece internette satışa sunulan bu VIP paketleri için koyu hayranlar birbirlerini yediler ve son derece çirkin durumlar hasıl oldu. Bu çirkin ve sevimsiz durumun en iyi şekilde sonuçlandırılmasını diliyorum. Yenilenen toriamos.com içinse sevinmekle birlikte daha bir sürü eksiğinin giderilmesi gerektiğini görüyorum. En güzel tarafı artık hayranların da kendine ait profil sayfalarının olması ama tabii bu sayfalar henüz çok yetersiz ve çok ilkel bir durumda. Oradaki forumda TATH olarak da bir başlık altında toplanılması için ufacık bir girişimde de bulunduğumu belirtmek istiyorum.

Bir büyülü gece daha yaşadık. O görmek istediğim Tori’yi gördüğüm ve 1992 yılından beri sanatında geçirdiği evrelerden sonra ulaştığı olgunluk dönemi şarkılarına “canlı” olarak şahit olduğum için kendimi bal şanslı sayıyorum. Ruhumda, bedenimde Tori’yi her gün yeniden tanıyor, bana şarkıları ve müziği yoluyla öğrettikleriyle her gün yeniden tanışıyorum.

Piyanoyu tekrar baş tacı yapmamıza neden olan, müzik ve edebiyat dehası bu “verimli” ve “gerçek” sanatçının önünde saygıyla eğiliyorum.

Victory is an elusive whore

What you stole, I would have given freely

Dan Phelps (Guitar)

Jon Evans (Bass)

Matt Chamberlain (Drums)

Tori Amos (Bösendorfer, Hammond, Vocal)

SETLIST

Act I ( Santa )

  • Body and Soul
  • God
  • Dragon
  • Secret Spell
  • You Can Bring Your Dog
  • Costume Change (Professional Widow Remix)

Act II ( Tori )

  • Big Wheel
  • Cornflake Girl
  • Beauty Of Speed
  • Bliss
  • Bouncing Off Clouds
  • Code Red
  • Precious Things
  • The Waitress

Not: Bu yazı Nahnu.Org için Serpil Özoğuz (a.k.a Chimera) tarafından kaleme alınmıştır. Kendisine sonsuz teşekkürler.

Serpil Özoğuz’un iki yıl önceki Tori Amos konseri izlenimlerini de, yine Nahnu.Org’dan okuyabilirsiniz.

Muhtemelen alakalı yazılar



yorum ekleyin veya yorumları okuyun:


  1. 1 amarat 13 Aug 2007 @ 20:12

    bir zamanlar nahnuda farklı kişiler yazardı hatta uzun zamandır askerde olan jelerozukov vardı sanırım askerden gelmiştir şimdilerde, o yazsa falan süper olur , güzel.

  2. 2 nahnu 13 Aug 2007 @ 21:41

    bazen ifade özgürlüğünün gereksizliğine inanıyorum.

  3. 3 amarat 14 Aug 2007 @ 07:30

    o zaman istanbula geldiginizde sizi bir gün liberalofis’ea davet edeyim , zihniniz açılır , süper olur.
    edit:bazen ifade özgürlügünün gereksizligine inanmak demek , ifade özgürlüğüne hiç inanmamak demektir.

Yorumunuzu yazın



Sağdan Soldan Bak