Monthly Archive for Ağustos, 2007

Haftaya Nahnu.Org’da

13
1 yıl, 1 ay evvel.
  • Yoksa KudRa, Pinhani’den sonra, Nahnu.Org için bir röportaj daha mı yaptı? Yoksa bu röportaj Gripin adlı şahane grupla mı yapıldı?
  • Emlakçı’dan ev tutarken nelere dikkat etmeli? Ancak ünlüler mi her gördüğü kağıdı imzamalı?
  • Yaz okulu dedikleri şeyi ailenize “Summer School diye bişey varmış beni de çağırdılar okuldan” diye en fazla kaç sene yutturabilirsiniz?
  • Ev taşımanın incelikleri
  • Kone, Alaves, Graffite diye hedef küçülten Galatasaray, kaç adım/adam sonra Hundersbroughlu Willayimson’da karar kılar?
  • Eylül ayı ortasında tema yenileyecek nahnu.org’da neler değişecek!
  • Yap-Sat mı mantıklı, yoksa bir hemen ufak mufak demeden bi arsa kapatmak mı?
  • Birbirlerini “hacım, 19′dan sonra yemek yemezsek bi haftada üç kilo veririz” diye aç aç durmak için gaza getiren ve saat 22 gibi birer büyük boy pizzaya gömülen arkadaşların dramı
  • Kitaplığını kendisine bıraksın diye gidecek ev arkadaşına yapmadığı yalakalık kalmayan ama sonunda avucunu yalayan gencin öyküsü
  • Nasıl olsa format atıcam bilgisayara” diye o pornografik siteden bu erotil toplu konuta fink atan bahtsız gencin BIOS’una giren virüsün hikayesi
  • “Kavak Yelleri”ne ve “Kanal D”ye tepki, Ehli Beyt’e selam
  • Hoca sözlü yaparken lavaboya kaçıp dersin sonuna kadar saklanan vatandaşın kurnazlığı
  • Sözlü yaparken, öğrencilerinden birisi lavaboya kaçınca “yoklama’yı çek edicem geçin yerlerinize” diyen hocanın cinliği
  • Yoklama alınırken, dört-beş kişinin yerine değişik ses tonlarında “bur’daa” diyen hergelenin sonu
  • Eskişehir sokaklarındaki “İnek“lerin ve “Ateşböceği ile Karınca” konulu su haberlerinin perde arkası
  • AŞTİ’de bir gece geçiren Nahnu’nun AŞTİ’den gece izlenimleri

hepsi veya bir kısmı haftaya Nahnu.Org’da

Bu alana

5
1 yıl, 1 ay evvel.

Türkiye’de en çok kullanılan banner metni “bu alana reklam verebilirsiniz” desem yanılmam sanırım.

  1. Reklam

Yuh ki ne yuh! Ancak bu kadar olur, wordpress.com mahkeme kararı ile kapatılmış.

Şu yaz boyunca harcadığımız enerjinin meyvelerini çeşitli şekillerde yiyeceğiz diye üç beş gündür oturamıyorum bilgisayar karşısına.

Yatmadan evvel, bir bakayım ne var ne yok, şu oyun hamuru ile uçak kaçıran gerzekler hakkında bişeyler okuyayım, Lincoln iyileşmiş mi Linderoth’un son durumu nedir bi bakayım dedim, demez olaydım. Göre göre işte bunu gördüm.

Wordpress Türkiye‘den arkadaşlar da sorabildiklere yerlere sormuşlar bu erişim engellemenin sebebini, ama an itibari ile, elde var sıfır.

Herkesin bildiği gibi ücretsiz bir blog servisi olan Wordpress.Com’un sahibi Automattic adlı bir şirket. Şirketin Chief BBQ Taste Tester‘ı ve etrafta çokça görüneni Matthew Mullenweg konuyu blogunda yazmış.

“I didn’t realize Turkey had a great firewall like China. This is really unfortunate because we have a really passionate Turkish community that gets about 12 million pageviews a month,”

Matthew Mullenweg haklı olarak üzülüyor, aylık 12 milyonluk bir sayfa görüntülenmeden olacak. Ama ben de üzülüyorum, memleketim üç beş iş bilmez “bilirkişi” tarafından (veya müsebbibi her kimse onun/onların tarafından) kepaze oluyor elin oğluna, hem de iki üç günde, iki üç saatte.

Sizin beni Sami Ben Gharbia karşısında küçük düşürmeye ne hakkınız var!

Bak adam maytap geçiyor bi de bu yazının hintçesi de var, bu yazıyı bir de bengal dilinde okuyun diye. Çok büyük bir online kepazelik, rezillik.

You Tube, Ekşi Sözlük, Wordpress.com derken nereye varacak bu “komple kapatın avurekoyi” tavrının sonu bilemiyorum.

Artık “bir bilim ve teknoloji bakanlığı kuruverin, zahmet olmazsa” diyeceğim de; başına Osman Yağmurdereli’yi filan getirirler diye korkuyorum.

Senin anlacağın sevgili okur, isyanlardayım.

Zaman Yorum’da Alev Alatlı Yazmış, ilgimi çeken bir kısmını alıntılıyorum. Dünya’nın en kısa siyasi testi:

Test, biri “Kişisel” diğeri “Ekonomik” konular olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Sorulara tepkiniz doğrultusunda “evet“, “hayır” ya da “belki” diye cevap veriyorsunuz.

Belki” cevabı, “emin değilim” ya da “bazen” gibi “kararsız” kaldığınız durumlarda kullanılıyor.

[edit]: Bu testi online olarak da yapabileceğiniz bir adres varmış: Politik Test.
[edit 2]: An itibari ile Sosyal Demokrat olduğumu öğrendim. En kısa zamanda Murat Karayalçın’ı görmeliyim :p

Continue reading ‘Dünya’nın en kısa siyasi testi!’

Yalpa

13
1 yıl, 2 ay evvel.

Cem’den gördüm: Dünya’nın Güneş’in karşısında döndüğü iddiası:

Aslında bana mantıklı geldi. Bilmiyorum 20-25 kilometre yürüdüm iki günde, belki ondan olabilir.

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara, 186)

dua ve yeniden ve bir daha dua

sosyomat görüntüsü etiketler etrafında dönen yeni nesil bir sosyalleşme aracı pilli networkPilli Network‘ün en şahane oyuncağı Sosyomat, bugün yenilendi. Bir süre önce Türker Keskinpala ve Arda Kutsal‘dan ilk izlenimleri aldığımız Sosyomat‘ın, en büyük yeniliği artık herkesin kendi grubunu yani, kendi sosyomatı’nı oluşturabilmesi.

Ben Bloglama diye bir grup açtım, ileride para eder diye. Şimdilik herkesin tek grup oluşturabiliyormuş. Yoksa bir çok ünlü ismin gurubunu üzerime geçirecektim. Hani bir ara uyanıklık edip ünlü isimlerin domainlerini alanlar gibi :)
Artık kendi içinde bir blog hizmeti de veren Sosyomat‘taki diğer yenilikleri “sosyomat’ta neler değişti?” sayfasından öğrenebilirsiniz.

Sosyomat bu vesile ile, bir süre önce durdurduğu üye alımlarına, davetiye yolu ile devam edecekmiş:

yeni sosyomat’ın altyapı eksikleri tamamlandığında deneme yayını sona erecek ve üye alımı frenli bir şekilde başlayacak. öncelikle küçük porsiyonlar halinde, kayıt olmak için sıraya giren yirmi bin kadar aday alınacak. ardından pillihesap sahibi olup sosyomat üyeliği olmayan yirmi binin üzerindeki aday aşamalı olarak alınacak. en sonunda da üyelere sınırlı sayıda davetiye verilerek arkadaşlarını içeri almalarına şans verilecek.

üye alımını kademeli ve limitli davetiye ile yaparak, kontrolsüz büyümenin ve tadımızı kaçıran site yavaşlamalarının önüne geçmeyi amaçlıyoruz.

The Simpsons‘un değişik bölümlerden özenle cımbızlanmış, tıkladığınız anda sizi bekletmeden oynamaya başlayacak, 9 dakikalık harika bir video:

Penguen’de deprem

18
1 yıl, 2 ay evvel.

Ben Çalışmıyoruz’da okudum, sanırım haber ilk Medyatava‘dan duyurulmuş:

Umut Sarıkaya, Ersin Karabulut, Yiğit Özgür, Memo Tembelçizer, Oky Gencer ve Uğur Gürsoy Penguen ile yollarını ayırdı.

Bir çok kişi gibi benim de Penguen kadrosundaki en beğendiğim çizerler zaten bunlar.

Bunlara bir de yetenekli bay Cem Dinlenmiş‘i ekleyebilirdik belki, ama en son çizdiği “her şey olur”da milletvekillerini domuzcuk, polisleri kara köpek, halkı da koyun şeklinde betimlemesi ile bizi kendisinden soğuttu. Siyaset yapayım diye karikatür gibi, çizgi gibi şirin bir şeyi çirkinleştirmiş.

Herneyse, işte bu ayrılan kadro, hele bi de Emrah Ablak’da katılırsa aralarına, şahane bir kadro olur gibime geliyor, varsın 4 yaprak bi dergi çıkarsın, 2 lira olsun, kimse almazsa ben alırım.

penguen dergisi logosu Hakikaten Gani Müjde’den, Fatih Solmaz’dan gına gelmişti. Altay Öktem’de misafirliğe gidip de, habire bişeyler anlatmaya çalışan adamlar gibiydi. Seyit Ali Aral da gitsin blog açsın oradan okuyalım, ne bileyim.

Şu hali ile, ayrılanlardan geride kalan Penguen kadrosundan, bir tek “Genco” ve “Kolpagrosso” köşelerinin sahibi Sönmez Karakurt’u özlerim en fazla.

Bence güzel birşey olmuş bu ayrılma. Yeni çıkacak dergiyi çok merak ediyorum.

Sıfır Dediğimde

11
1 yıl, 2 ay evvel.

Bizim sinemacılarımız güzel film yapsalar da, güzel fragman hazırlayamazlar. Kişisel kanaatim budur. Bir iki film dışında güzel fragmanı olan film hatırlamıyorum. Güzel fragmandan benim beklentim; hakkında hiç kanaat sahibi olmadığım herhangi bir film için bile içimde “gelse de seyretsek” ateşi yakması, beni o film için para ödemeye ikna etmesi.

Önce Alelade.Org‘da linkini gördüğüm, biraz inceleyince Mahkum.Net‘in nihayete eren projesi olduğunu öğrendiğim, “Sıfır Dediğimde” filminin fragmanını seyredince, “İşte budur” dedim. Hakikaten etkileyici bir fragman olmuş. Çok beğendim. Gerçekten çok etkileyici:

IMDB’de çıkış tarihi Kasım 2007 olarak belirtilen filmin öyküsü şöyle:

Sıfır Dediğimde, ÖYKÜ

Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesinde Resim bölümünde son sınıf öğrencisidir. Okulun sonlarına doğru birgün, çok sevdiği sanat tarihi hocasından antika değerinde eski tarihli orijinal bir kitap ödünç alır. Sanat tarihi hocası Müfit, çok yetenekli olduğunu düşündüğü Aslı’yı doğu tarzı minyatürler konusunda yönlendirmiştir. Ne var ki Aslı, kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Aynı zamanda çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak bir şey hatırlamamaktadır.

En yakın arkadaşı, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı’yı bir psikiyatriste götürür.

Psikiyatrist Dr. Melih, rijit bilimsel fikirleri olan bir bilimadamıdır. Aslı’yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz. Aslı başlangıçta çekinse de hipnoz olmayı kabul eder. Melih, böylece Aslı’yı hipnoz seansı içinde, kitabı kaybettiği güne geri gönderir. Aslı o gün yaşadıklarını, zihninde tekrar yaşar. Kitabı bir telefon kulübesinde kaybettiği ortaya çıkar.

Gizemli konulara meraklı olan Nevin’in ısrarları ve Melih’in, Aslı’nın bir başka psikiyatrik rahatsızlığı olup olmadığını anlamak istemesi, Melih’in hipnoz seansına değişik bir yön vermesine sebep olur: Aslı’yı telefon kulübesinin önünde bekletir ve çantasını kimin aldığını gözlemlemesini ister. Telefon kulübesinde bekleyen Aslı, kısa bir süre sonra yaşlı bir kadının çantayı farkedip, alıp ve uzaklaştığını görür. Melih, Aslı’ya telkin eder: “Yaşlı kadını takip et”. Aslı takip ederken ve gördüklerini seansı takip eden Melih ve Nevin’e anlatırken, birden, korku içinde irkilir. Hipnoz dünyasının içinde tanımadığı birisi tarafından gözetlenmektedir. Dehşet içinde kalan Aslı, aceleyle uyandırılır.

Reel dünyadan hipnoz dünyasına geçişlerle, gizemli karakterler ve gizemli olaylar gün yüzüne çıkacaktır. Yıllar boyunca gizli kalmış aile sırları, doğu masallarının gizemli dünyasına yapılan bir yolculuk, İstanbul açıklarındaki gizemli Burgaz Ada’ya, gecenin içinde yapılan bir vapur yolculuğuyla keşfedilecektir.

Merakla bekliyoruz.

Ruhsar

14
1 yıl, 2 ay evvel.

Gecenin bir dışarıdan gelen bir sese uyandım. Aynı hızla uykuya dalma gibi bi süper gücüm olmadığından biraz oyalanmak için televizyona bakıyordum. O kanal senin bu kanal benim gezerken bir vakitler hastası olduğumuz fantastik dizi Ruhsar‘a rastladım yerel bir kanalda.

Bir vakitler Kanal D’nin prime time’ını işgal eden, ülkenin belki de ilk sihirli olan Ruhsar’ı hiç kaçırmazdım.

Mazhar’ı, Ruhsarı. Saadettin’ini bi şekilde rahmetli olsa da öbür tarafa gelse diye bakan Gözüm Abla, Mazhar’ın reklam ajansından bodur arkadaşı Müfit, Mazhar’ın Müfit’le kırıştıran kardeşi Firdevs, tabi Mazhar’ı habire baş göz etmeye çalışan annesi ve diğerleri.

Gecenin bi vaktinde gittim, üşenmedim dizi jeneriğindeki sözleri buldum:

Yandım yandım, bu bendeki hal nedir
İnan bana canım, bu benimki hayal değil
Döndüm döndüm, bir o yana bu yana
Aklım başımdan gitti, vay bana vaylar bana

Bu güzel bildiğin güzellere benzemez
Ruhsar gitti, ruhu geldi
Sardı ruhu, Hayal değil

Şaştık kaldık, afalladık
Vay canına şimdi yandık

Aklıllara zarar valla
Ruhsar gitti, ruhla kaldık

Ruhuna sağlık, Ruhsarcığım ölmemiş
Elalem utansın, O beni terk etmemiş
Gel şöyle otur Ruhsar, yanı yanı başıma
Görsün millet, hayal gerçek yan yana

Hehe, şimdi yayınlansın prime time da, öbür dizilerin tozunu attırmazsa ben de isviçre vatandaşı değilim.

EDIT: bir de you tube videosu mevcutmuş:

Tarikat, ama My Tarikat

1
1 yıl, 2 ay evvel.

Bobiler.Org‘da yeni atraksiyon alarmı, neye hizmet ettiğini yine anlayamasak bile şimdiden beğendik: My Tarikat.

Sağ sütunumuzun alt tarafından Nahnu.Org’un My Tarikat üyelerini görebilirsiniz. “Bana ne getirisi var bunun” yerine, “Ne kaybederim ki, hemen koşayım!” diye düşünürseniz üç dakika içinde üye olabilirsiniz. Akıllı olun, ilerde çok değerlenecek buralar ;)
My Blog Log‘u andırıyor diye sağda solda konuşmazsanız benden laf çıkmaz. Mutlu pazarlar.

Milletvekili Yemini

9
1 yıl, 2 ay evvel.

türkiye büyük millet meclisi - sabah gazetesinden alınan bir fotoğraf

23. Dönem milletvekilleri, milletin vekilleri, milletin “tamam ya bu herifler/hanımlar bizi temsil etsin” dediği insanlar bugün yemin ederek resmen “milletvekili” sıfatını alacak ve dokunulmaz olacaklar.

Kürsüde etmeleri gereken yemin, yani “Milletvekili Yemini” ise şöyle:

fotoğraf zaman gazetesinden alınmıştır

Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma;

hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı kalacağıma;

toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma;

büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.

Öğle haberlerinde baktım, ara ara gene baktım, akşam da baktım; hatta az evvel yine açtım TRT3′ü Kastamonu’ya gelmiş sıra hala kağıttan okuyorlar. Bir tanesi de şuncağız bi yemini ezberinden okuyamadı, okuyamıyor! Hadi ilk sıralardakiler ezberleyemedi, fırsatı olmadı, sonrakiler okuyanları dinleyerek bile ezberler arkadaş! Hepi topu 4 cümle ya, 60 kelime ya! Hepsi bu!

Oku, sayın vekilim şu yemini ezberinden! Yalvarırım oku, dert oldu bana be!

Ben sinirlenmeyeyim de kim sinirlensin!

Yıllar evvel, bir taksi şoförü amca ezberinden okumuştu bu Milletvekili Yemini‘ni. Bu seferki yemin törenine o yüzden dikkat kesildim, acaba kağıttan mı okuyorlar yoksacığıma ezberden mi diye.

Ama zamanında amca kendi kendini gaza getirip, durduk yerde dellenirken, “biz vekil diye gönderiyoruz, bi paragrafı ezberden okumaktan acizler be!” derken, sonra daha da hiddetlenip ezberden “Devletin varlığı ve bağımsızlığını,…” diye milletvekili yeminin okurken ben pek kale almadıydım. Hata etmiştim. İzliyorsa el sallıyorum kendisine, çok öpüyorum.

Gerçi yanlış hatırlamıyorsam “Ey Türk Gençliği‘nin ilk kıtası eksik beyoğlum, hiç giriş kısmı olmayan hitabe olur mu?” da demişti o taksi şoförü amca. Şimdi bi tarihçi filan çıkar da bunu ispatlarsa, arşivlerden filan bulursa böyle bir şeyi hiç şaşırmam.

Mars mavi mi?

2
1 yıl, 2 ay evvel.

Kırmızı gezegen diye bildiğimiz, hatta adına Red Planet diye filmler çekilen Mars’ın aslında biraz da mavi olabileceği konuşuluyor.

Mars surface copy right to NASA

Uzmanlar, NASA uydularının Mars yüzeyinden gönderdikleri fotoğraftaki bazı renklerin, uydunun dünyada çekilen fotoğrafındaki renklerden farklı olduğunu tespit etmişler.

Bunun üzerine haklı olarak kıllanan bu komplocular, “hmm bu nasıl olabilir ki” diye biraz düşününce, bunun ancak fotoşoptaki hue/saturation ayarı ile oynandığında oluşabilen bir efekt olduğunu anlamışlar.

İnsanlar, NASA’nın neden kaşif robotun Mars yüzeyinden gönderdiği fotoğraflar üzerinde azıcık oynayarak mavi görünen yerleri kırmızı yaptığını merak ediyor. Bunun sebebi, dünya insanlarının kırmızı bildiği Mars’ın aslında mavi olduğunu öğrendiklerinde ortaya çıkacak arbedeyi önlemek olmadığına göre, haklı olarak, “Neden NASA, neden!?” demekten kendilerini alamıyorlar.

Belki de bu büyük şeytan Amarika’nın Mars’ı dünyada su sıkıntısı baş gösterince kullanmak üzere kendine sakladığı bir su deposu olarak görmesinden kaynaklanıyor. Ya da Mars’lıların NASA insanları ile teknoloji paylaşımı yapmalarının tek şartı şu muydu: “Mars, kırmızı olarak gösterilecek, karizma korunacak!

Yoksa durduk yere neden oynasın ki adamlar uydunun renkleri ile? Varsın Mars mavi olsun!

Belli ki bi iş var arkadaşım! Demek ki var bi katakulli! Var bi çapanoğlu!

hubble blue mars polar point atmosphere red marsEsasında Hubble’ın gönderdiği son fotoğraflarda Mars’ın kutup bölgelerinde bariz olarak görünen mavi atmosferi ve zaman zaman basına yansıyan “Mars’ta su bulundu, ama Ankara Büyükşehir Belediyesi boru hattını döşemeye yanaşmıyor” tarzı haberleri biz de önemsemeli ve kıllanmalıydık. En azından bi düşünmeliydik, “N’oluyo?” diye.

Elin adamı Cape Kennedy‘den habire mekik kaldırıyor semaya doğru, soranlara “Ya işte, Uzay istasyonunun kapısındaki menteşe gevşemiş, iki arkadaş gönderiyoruz” diyor. Oradan ne olduğunu da sadece onların bize gösterdiklerinden öğreniyoruz.

Ama gel gör ki, işte bazen, basiretleri bağlanıyor, Ay’a ayak basma geyiğindeki (!) gibi kıllanan adamlardan kaçamıyorlar. Sırf Mars’taki gariplikleri araştırmak için bile Mars Anomali Araştırmaları diye örgütlenmiş bu kıllanan adamlar.

Ben Mars’ta su olduğuna inanıyorum. Acı ama gerçek Ankara da su yok ama Mars’ta var.

Mars’ı sevmezdim eskiden, bilmiyorum belki Ata Nirun’un bi kitabı dolayısı ile yediğim kazığı hala unutamadığımdan veya kırmızı renginden dolayı. Ama renk konusu kapandığına göre, kazık konusunu da unutabilirim sanırım.

mars blue view

Ne bileyim bi sempatik göründü mavi renk gelince suratına bu Mars’ın.

Valla düşündüm de, şahsen Mars’ta reşit olacak olsam bi dakka durmaz, şimdi kendimi yazdırırdım ilk mekiğe, ama gelin görün Mars’a göre henüz sadece 13.1 yaşındayım. Hay bin metreküp su!

Vatan Gazetesi’nden Tuğçe Baran, Şermin Topçu’nun Hürriyet Gazetesi’nin son reklam filmine getirdiği eleştirileri bir adım ileriye götürmüş ve sormuştu “Bizim yüzde 46.6 isimli bir kardeşimiz yok muydu?“:

İyi güzel ama bizim bir de “yüzde 46.6” isimli bir kardeşimiz yok muydu? Hani başında örtüsü olan? Hani bazılarımızın sinirini hoplatıp duran?

Ailenin yarısını oluşturmaları gerekmiyor muydu?

Sofrada en az iki kişiyle temsil edilmeleri gerekmiyor muydu?

Nerede onlar?

Reklam çekimi sırasında tatilde mi çıkmışlardı?

Yoksa akşam namazını mı kılıyorlardı?

Yoksa yoksa emekli memur babaları cezalandırmış mıydı onları? “Sizin son zamanlarda diliniz pabuç gibi oldu, yok size yemek memek!” mi demişti? (Baba yoksa emekli bir albay mıydı?) (yazının tamamını okuyun)

Reklamı bilmeyenler için bir video mevcu: Türkiye Hürriyet’tir videosu.

Artık reklamı çektiren gazetenin siparişi midir, yoksa reklam ajansının kendi toplum tahayyülü müdür bu ben bilemiyorum.

Ama Baran’ın bu yazısından sonra şöyle bir zihnimi yokladım, içinde kapalı bir hanım bulunan tek reklam, Lays reklamı, “Yiyivirin gari!” diyen teyze!

Hemen bir komplo teorisi üretmek istesek, bir çırpıda, “milli ve manevi değerlerimizi değerlerimizi yozlaştırmak, yok göstermek, unutturmak için şer güçler tarafından bilinç altımıza yavaş yavaş işlenen kalleş bir operasyonun adi parçasıdır” diyebilirdik sanırım. Pek bir Haydar Baş’ça duracak farkındayım. Ama, Allahualem, belki de öyledir, hehe, bilemiyorum.

Şaka bir yana, hakikaten eşarp reklamlarını, babaanne motifli reklamları ve bir zamanlar Kanal 7′de sürekli denk geldiğimiz heşamalı sauna eşofman reklamını saymazsak böyle bir reklam yok (var mı?). Yani içerisinde kapalı hanımların/hanım’ın bulunduğu bir reklam. Doritos AlaTurca’nın ev gününde bile (kıııs-kaaa-naaan-laaar çat-la-sın) bir tane kapalı hanım yoktu (var mıydı?). Eğer reklamverenlerin ve reklamı çekenlerin özel istek ve tercihi değilse bu, nedir, nedendir?

İçimden, Tuğçe Baran’ın yolda sarmaş dolaş gördüğü kapalı/ açık hanımların halindeki neşenin/ birlikteliğin bu memleketin elitlerinin / aydınlarının ve kurumlarının fikriyatına da yansıması geçiyor. Nasıl olacağını bilmiyorum, ama istiyorum ve diliyorum.

“Secret”çasıyla, çok istersek neden olmasın :p

Not: Bu arada Tuğçe Baran son dönemdeki benzeri yazılarından dolayı epey tepki almış olacak, cevaben bir şeyler yazmış, “AKP yalakalığı iddiaları üzerine…“.